Bütün gece balık avından, elleri boş dönen öğrencilere İsa, tekrar denize açılmalarını ve ağlarını gösterdiği yere atmalarını ister. Unutmamalıyız ki bu adamlar uzun yıllardır balıkçı olup, ne zaman ve nerede balık olacağını gayet iyi bilmektedirler. Ama yine de Simun Petrus,
gönülsüz de olsa, İsa’yı kırmamak için “bütün gece bir şey yakalayamadık ama senin sözün üzerine yine ağları atacağım” der. Bunu yapınca öyle çok balık yakalarlar ki neredeyse ağları yırtılır. Bu durumu gören Petrus ve öğrenciler şaşkınlık ve korkuyla İsa’nın dizlerine kapanırlar. Luk, 5:1-11
Günlük hayatımızda bazen bize de, İsa’nın öğretileri ve yapmamızı buyurduğu şeyler, tuhaf ve anlaşılmaz görünebilir. Bu gayet normaldir. Çünkü İsa’nın öğretileri, Tanrısal bilgelikten, kadim yıllardan ve göklerin krallığından gelmektedir. Her şeye rağmen, İsa’nın dediklerini yaşamımıza uyguladığımızda, yukarıdaki örnekte olduğu gibi bundan kazançlı çıkan biz oluruz. Çünkü O’nun sözleri, uygulandığında kişiye esenlik, barış ve bereket getirir.
Cesaretle efendimiz Hisus Kristos’un sözlerini yaşantımızda uygulayabiliriz. Deneyimlerimiz ve sayısız tarihi örnek, bize bu sözleri uygulamamız gerektiğini kanıtlar. İsa’nın sözleri, mutluluğumuz ve kurtuluşumuz için mecburidir. O’nun sözlerini duyup uygulayanlar akıllı, uygulamayanlar ise evini kum üzerine kuran budala adam gibidir. Mat:7,26
28 Mart 2010 Pazar
21 Mart 2010 Pazar
KÜÇÜK BİR SIR...
Bir teoloji öğrencisi, mezun olmasına yakın, insan yaşamında mutluluk için elzem olan şeylerin listesini çıkarır. Gururla, hocasına listeyi götürür. Hoca listeyi okur, sağlık, para, dostlar, eğitim, çevre, aile diyerek sıralamayı beğendiğini belirtir. Ardından, cebinden çıkardığı kurşun kalemle, listenin üzerine bir çarpı işareti çizer. Ve öğrencisine: asıl önemli olan bir sırrı unutmuşsun der. Sonra listenin altına büyük harflerle kalp huzuru yazar. Eğer kalp huzuru yoksa yazdıklarının iç bir değeri olmaz. Bu sırrı da Tanrı, sevdiği kullarına özenle saklar, der.
Küçük gibi görünen bu sır, derin ve büyük bir gerçeği içerir. Sahip olduklarımız mutluluğumuzun garantisi değildir. Kalp huzuru yoksa sahip oluklarımızla yinede mutsuz, huzursuz ve tatminsiz olabiliriz.
Bu gerçek, 301 yılında Ermenileri Hrisyanlaştırmak için Ermenistan’a gelen Krikor Lusavoriç ile dönemin kralı Dırtad’ın hayatlarında görülür. Krikor Lusavoriç on üç sene kör bir kuyuya, Kral Dırtad tarafından ölmesi için hapsedilir. On üç senenin sonunda, zenginlik, refah ve güç içindeki kral çıldırır. Kendini hayvan gibi hissetmeye başlar. Öldüğü sanılan Krikor ise, kralı iyileştirmesi için kuyudan çıkarılır. Krikor’un bedeni kuyuda ki gazlardan ve koşulardan kararmış, ama akıl ve ruh sağlığı güçlenmiş olarak çıkar.
Kalp huzuru, yokluğunda kişiyi sarayda olsa bile çıldırtır. Ona sahip olanı ise, yaşanılamaz koşularda olsa bile, bir milletin kurtarıcısına dönüştürür. Bütün fark öğrencinin unuttuğu, Tanrı’dan gelen o küçük sırda gizlidir.
Küçük gibi görünen bu sır, derin ve büyük bir gerçeği içerir. Sahip olduklarımız mutluluğumuzun garantisi değildir. Kalp huzuru yoksa sahip oluklarımızla yinede mutsuz, huzursuz ve tatminsiz olabiliriz.
Bu gerçek, 301 yılında Ermenileri Hrisyanlaştırmak için Ermenistan’a gelen Krikor Lusavoriç ile dönemin kralı Dırtad’ın hayatlarında görülür. Krikor Lusavoriç on üç sene kör bir kuyuya, Kral Dırtad tarafından ölmesi için hapsedilir. On üç senenin sonunda, zenginlik, refah ve güç içindeki kral çıldırır. Kendini hayvan gibi hissetmeye başlar. Öldüğü sanılan Krikor ise, kralı iyileştirmesi için kuyudan çıkarılır. Krikor’un bedeni kuyuda ki gazlardan ve koşulardan kararmış, ama akıl ve ruh sağlığı güçlenmiş olarak çıkar.
Kalp huzuru, yokluğunda kişiyi sarayda olsa bile çıldırtır. Ona sahip olanı ise, yaşanılamaz koşularda olsa bile, bir milletin kurtarıcısına dönüştürür. Bütün fark öğrencinin unuttuğu, Tanrı’dan gelen o küçük sırda gizlidir.
14 Mart 2010 Pazar
KISKANÇLIK
Çitlere çevrili bir otlakta dokuz besili ve bir cılız inek varmış. İneklerin sahibi, ineklerin aynı çimleri yemelerine rağmen, bu bir inek neden cılız kalıyor diye çok merak edermiş. Bir gün sebebini öğrenmek için, inekleri gözetlemeye başlamış. Meğer bu zayıf inek, diğer arkadaşları çimleri iştahla yerken, o başını çitlerden dışarı çıkarır, karşı çitlere hayran, hayran bakar oradaki çimleri yemeği hayal ederek hiçbir şey yemeden akşam edermiş.
Bazı insanlar da tam böyledir sahip olduklarıyla mutlu olmak varken, başkalarını kıskanarak, hayatlarına özenerek yaşamı kaçırırlar. Ellerindekilere ulaşmak için onca çaba sarf eder, ulaşınca da onun değerini bilemez olurlar. Bu ciddi bir hastalık, kötü bir huydur. Oysa şu an sahip olduklarıyla mutlu olmayı bilmeyen, istedikleri gerçekleştiğinde de mutlu olmayacaktır. İncil bize “ Aza sadık olmayana daha çoğu emanet edilmeyecektir” der. Yani ellerindekilere şükretmeyi bilmiyorsan, daha çoğu sana verilmiyor.
Başkalarını kıskanmak, kişiyi, hastalıklı zayıf karakterli birine dönüştürür. Elbette daha iyiye gitmek için çaba sarf etmeli ve gerekli mücadeleyi vermeliyiz. Ama bunlar, başkalarına hasetten veya üstün olmaya çalışmaktan kaynaklanmamalıdır. Bilinmelidir ki, olumsuz duygular, kişiyi geliştirmek yerine, bencileştirmekte, açgözlülük, korku ve kaygımızı büyütmektedir. “Çünkü nerede kıskançlık varsa, orada karışıklık ve her türlü kötülük vardır”.Yak:3,16
Bazı insanlar da tam böyledir sahip olduklarıyla mutlu olmak varken, başkalarını kıskanarak, hayatlarına özenerek yaşamı kaçırırlar. Ellerindekilere ulaşmak için onca çaba sarf eder, ulaşınca da onun değerini bilemez olurlar. Bu ciddi bir hastalık, kötü bir huydur. Oysa şu an sahip olduklarıyla mutlu olmayı bilmeyen, istedikleri gerçekleştiğinde de mutlu olmayacaktır. İncil bize “ Aza sadık olmayana daha çoğu emanet edilmeyecektir” der. Yani ellerindekilere şükretmeyi bilmiyorsan, daha çoğu sana verilmiyor.
Başkalarını kıskanmak, kişiyi, hastalıklı zayıf karakterli birine dönüştürür. Elbette daha iyiye gitmek için çaba sarf etmeli ve gerekli mücadeleyi vermeliyiz. Ama bunlar, başkalarına hasetten veya üstün olmaya çalışmaktan kaynaklanmamalıdır. Bilinmelidir ki, olumsuz duygular, kişiyi geliştirmek yerine, bencileştirmekte, açgözlülük, korku ve kaygımızı büyütmektedir. “Çünkü nerede kıskançlık varsa, orada karışıklık ve her türlü kötülük vardır”.Yak:3,16
7 Mart 2010 Pazar
ÖNYARGI VE OLUMSUZ DÜŞÜNCELER....
Albert Einstein insanlardaki ön yargıları parçalamanın Atomu parçalamaktan daha zor olduğunu söylemiş. Gerçekten de önyargılar, yanlışlara neden olan, hayatı zorlaştıran, hatalı düşünme biçimleridir. Kişi bir kez böyle düşünmeye başladığında, yapabileceklerini yapamaz, olabilecek iyi şeylere de engel olur. Bu nedenle pek çok ilişki bozulur pek çok yetenekli insan gereksiz korkularla kendine ve çevresine işkence eder. Bu, bir çeşit kötü peygamberliktir. Kişi önyargı ve olumsuz düşünme gözlüğünden bakarak şöyle düşünmeye başlar.
Ondan adam olmaz. O asla düzelmez. O Beni sevmez. Ben bu işi yapamam. Tanrı beni duymaz. Dua etsem de benimle ilgilenmez. Ben değersizim. Ben Başarsızım. Ben mutsuzum.
Her şey kötüye gidecek vs. İşin acı yanı ise, böyle düşünerek bunlara derinden inanır. Bu andan itibaren, olumsuz düşüncelerin etkisinde yaşar ve düşünür. Şeytan da bu negatif düşünceleri kullanmaya ve yönetmeye bayılır. İnsanları bu düşüncelerle bağlar, her geçen gün daha da kötülerini ekleyerek, yaşamları zindan eder. Bu nedenle mümkünse, olumsuz düşünme ve önyargılar yerine, yüreklendirici bir dil ve düşünme biçimi kullanılmalıdır.
Örneğin, Tanrı beni seviyor, benimle ilgileniyor, beni duyuyor gibi( İncil’in öğretisi kesinlikle budur). Kendimiz ve başkalarına da her zaman yeni bir şans tanımalı, kendimizi ve çevremizi de yapabilecekleri konusunda yüreklendirmeliyiz. Yarın her şey daha iyi olacak. Tanrıyla başarabilirim. Başarabilirsin. Niçin kötü olsun ki. Niçin daha iyi olamayayım ki vs.
Eğer iyi ve yapıcı bir dil kullanamıyorsak, hiç olmazsa önyargılı ve olumsuz konuşmamalı, düşünmemeliyiz. Yoksa bunlar bizi çöküntüye, başarısızlığa ve yalnızlığa, mahkûm edecektir.
Tanrı da hep bir ikici şanslar vardır. Kendimize ve başkalarına ikinci bir şans verilmelidir.
Ondan adam olmaz. O asla düzelmez. O Beni sevmez. Ben bu işi yapamam. Tanrı beni duymaz. Dua etsem de benimle ilgilenmez. Ben değersizim. Ben Başarsızım. Ben mutsuzum.
Her şey kötüye gidecek vs. İşin acı yanı ise, böyle düşünerek bunlara derinden inanır. Bu andan itibaren, olumsuz düşüncelerin etkisinde yaşar ve düşünür. Şeytan da bu negatif düşünceleri kullanmaya ve yönetmeye bayılır. İnsanları bu düşüncelerle bağlar, her geçen gün daha da kötülerini ekleyerek, yaşamları zindan eder. Bu nedenle mümkünse, olumsuz düşünme ve önyargılar yerine, yüreklendirici bir dil ve düşünme biçimi kullanılmalıdır.
Örneğin, Tanrı beni seviyor, benimle ilgileniyor, beni duyuyor gibi( İncil’in öğretisi kesinlikle budur). Kendimiz ve başkalarına da her zaman yeni bir şans tanımalı, kendimizi ve çevremizi de yapabilecekleri konusunda yüreklendirmeliyiz. Yarın her şey daha iyi olacak. Tanrıyla başarabilirim. Başarabilirsin. Niçin kötü olsun ki. Niçin daha iyi olamayayım ki vs.
Eğer iyi ve yapıcı bir dil kullanamıyorsak, hiç olmazsa önyargılı ve olumsuz konuşmamalı, düşünmemeliyiz. Yoksa bunlar bizi çöküntüye, başarısızlığa ve yalnızlığa, mahkûm edecektir.
Tanrı da hep bir ikici şanslar vardır. Kendimize ve başkalarına ikinci bir şans verilmelidir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

