21 Ağustos 2010 Cumartesi

KABAK VE SAHİBİ

Bir gün bir Allah adamı, traş olmak için bir berbere gelir. Berber, Allah adamının daha ensesini traş ederken içeri bir kabadayı girer ve ensesi henüz kesilmiş, traşı bitmemiş Allah adamının ensesine bir şaplak indirip bağırır.”Kalk oradan kabak” der “ben oturacağım” Derviş sessizce kalkıp arkadaki sıraya oturur. Kabadayı traş olmaya başlar. Ama traş süresince kabak aşağı kabak yukarı diyerek, sürekli dervişle uğraşır onu küçümseyerek alay eder. Berber korkudan, derviş sabırdan hiç ses çıkarmazlar. Nihayet kabadayının traşı biter ve tam çıkarken tekrar dervişin ensesine kuvvetli bir tokat indirip dışarı çıkar. Dışarı çıkan kabadayı daha birkaç adım atmıştır ki yukardan hızla kontrolünü kaybetmiş bir at arabası gelir. Atları birbirine ağlayan o uzun direk şaşkınlıktan kaçamayan kabadayının doğruca üstüne gelir göğüs kafesine saplanır ve kabadayının sırtından çıkar. Kabadayı oracıkta can verir. Berber korku ve şaşkınlıkla, bir, yerde kanlar içinde yatan kabadayıya, bir, dervişe bakar ve sorar. “Biraz fazla olmadı mı derviş efendi” der Allah adamı sakince, “İnan ben gücenmedim. Hatta onu bağışlamıştım da. Ama bu kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı” der. Bazen hayat ve insanlar çok üstünüze gelir. Haksızlık adaletsizlik sizi bezdirir. Sanki her şey size karşıymış gibi görünür. Bir de güçlü tanıdıklarınız yoksa. Barışçı ve yumuşak huylu veya olmaya çalışıyorsanız. Herkes sizi ezmeye küçümsemeye hakkınızı gasp etmek için uğraşır. Böyle veya buna benzer zamanlarda bu hikâyeyi hatırlayın ve kendi kendinize şu sözü tekrarlayın. “Bu kabağın da bir sahibi var” unutma deyip, cesaret ve umutla olayları Tanrı’nın ellerine bırakın. O böyle kabakların sahibidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.