21 Ağustos 2010 Cumartesi
KABAK VE SAHİBİ
Bir gün bir Allah adamı, traş olmak için bir berbere gelir. Berber, Allah adamının daha ensesini traş ederken içeri bir kabadayı girer ve ensesi henüz kesilmiş, traşı bitmemiş Allah adamının ensesine bir şaplak indirip bağırır.”Kalk oradan kabak” der “ben oturacağım” Derviş sessizce kalkıp arkadaki sıraya oturur. Kabadayı traş olmaya başlar. Ama traş süresince kabak aşağı kabak yukarı diyerek, sürekli dervişle uğraşır onu küçümseyerek alay eder. Berber korkudan, derviş sabırdan hiç ses çıkarmazlar. Nihayet kabadayının traşı biter ve tam çıkarken tekrar dervişin ensesine kuvvetli bir tokat indirip dışarı çıkar. Dışarı çıkan kabadayı daha birkaç adım atmıştır ki yukardan hızla kontrolünü kaybetmiş bir at arabası gelir. Atları birbirine ağlayan o uzun direk şaşkınlıktan kaçamayan kabadayının doğruca üstüne gelir göğüs kafesine saplanır ve kabadayının sırtından çıkar. Kabadayı oracıkta can verir. Berber korku ve şaşkınlıkla, bir, yerde kanlar içinde yatan kabadayıya, bir, dervişe bakar ve sorar. “Biraz fazla olmadı mı derviş efendi” der Allah adamı sakince, “İnan ben gücenmedim. Hatta onu bağışlamıştım da. Ama bu kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı” der. Bazen hayat ve insanlar çok üstünüze gelir. Haksızlık adaletsizlik sizi bezdirir. Sanki her şey size karşıymış gibi görünür. Bir de güçlü tanıdıklarınız yoksa. Barışçı ve yumuşak huylu veya olmaya çalışıyorsanız. Herkes sizi ezmeye küçümsemeye hakkınızı gasp etmek için uğraşır. Böyle veya buna benzer zamanlarda bu hikâyeyi hatırlayın ve kendi kendinize şu sözü tekrarlayın. “Bu kabağın da bir sahibi var” unutma deyip, cesaret ve umutla olayları Tanrı’nın ellerine bırakın. O böyle kabakların sahibidir.
Arapgir/Արաբկիր Kazasi Ermenileri (Malatya)
Arapkir’in nüfusu konusunda da değişik kaynaklarda çok farkı rakamlar görüyoruz. “Dr. Nejat Göyünç'un Ortadoğu Teknik Üniversitesi araştırmalarına göre Arapgir'in 1911 nüfusu 20,000 civarında olup, yarısı Türk Müslüman, diğer yarısı ise Ermeni Hıristiyan idi. 1830'lu yıllarda Arapgir tekstil ürünleriyle dünyaca ün salmıştır.”
Bir başka kaynağa göre:
” 1894–1895 yıllarında “ Arapkir kazasının nüfusu 10.908 erkek, 11.152 kadın olmak üzere toplam 22.060 kişidir. Bu nüfusun 9.072 kişisi Ermenidir.”
Arapkir Ermenilerini Tarihi isimli kitapta da Arapkir’in nüfusu konusunda -sağlıklı olduğu tartışmalı- değişik sayılar yer almaktadır. Kitapta, 1892 yılında yayımlanan Vital Kuini’in La Turqui d’Asie isimli eserinden alındığı belirtilen rakamlara göre, Arapkir’in nüfusu köyleriyle birlikte 69.507 kişidir. Bu nüfusun 27.622 kişisi Türk, 4218 Kürt, 10532 Apostolik Ermeni kilisesine bağlı Ermeni, 200 Ermeni Katolik, 235 Ermeni Protestan ve Kızılbaş 26.600’dır. Sonuç olarak çeşitli kaynaklara göre Arapkir’in nüfusu yukarıda belirtildiği gibi 69.507 ile 20.000 arasında değişmektedir.
Bu gün Arapkir’in nüfusu şehir girişindeki tabelaya ve son nüfus sayımına göre 6.400 kişidir. Ermeni nüfus ise 6 kişidir. Arapkir ve Kemaliye (Eğin) Ermeni halkı konusunda ise, Patrik Magakya Ormanyan, Azgabadum (Ermeni Milletinin Tarihi) isimli kitabında şu bilgileri vermektedir.
“Vaspuragan Ermeni krallığı kralı Senekerim, İslam saldırıları yüzünden Bizans İmparatorluğu ile anlaşarak Van’dan Sivas’a taşınmaya karar vermiştir. 1021 tarihinde Vaspuragan’ın toplam nüfusunun üçte biri olan 400.000 kişi ile Sivas’a yerleşmek üzere yola çıkar. Nüfusun büyük bölümü Sivas’a yerleşir. Orada Surp Nışan kilise ve manastırını kurarlar. Beraber yola çıkan halkın ve din adamlarının bir bölümü ise başka şehirlere yerleştiler. Arapkir ve Kemaliye (Eğin) Ermeni toplumunu bu gruplar meydana getirmişlerdir.” Ormanyan, "Hayots Yegeghetsi" (Ermenilerin Kiliseleri) isimli eserinde, Arapkir’in nüfusu ve kiliseleri konusunda şu bilgiler verilmektedir. 1911’de “Arapkir bir Episkoposluktur. Ermeniler 16 semte yerleşmiş, 19.500 kişidir. Ermenilerin toplam 20 kilisesi vardır. 19.500 kişilik Ermeni nüfusunun 500 kişisi Ermeni Katolik, 1000 kişi ise Ermeni Protestan’dır”. Arapkir, 1834 yılında Diyarbakır’a, 1847’de Mamuret-ül Aziz (Elazığ) sancaklarına bağlanmış, 1928’de ise Malatya’nın bir ilçesi olmuştur. İlçenin yüzölçümü 956 kilometre karedir. Malatya isimli eserde, Arapkir’de biri Katolik Ermeni, biri Protestan Ermeni kilisesi olmak üzere toplam 10 kilise olduğu belirtilmektedir. Ne yazık ki bu gün bunların bir tekinin harabesi bile yoktur.
İsmi Semt Mezhep
Surp Pırgiç Kilisesi Ketenzade Katolik
Cuğran Kilisesi Berenge Protestan Meryem Ana Kilisesi Hoca Ali Mahallesi
Apostolik Lusavoriç Kilisesi Şehruz Mahallesi "
Surp Kevork Köseoğlu Mahallesi "
Surp Agop Yenice-i Süfla Mahallesi "
Meryem Ana Kilisesi Şepik Köyü "
Surp Nışan Kilisesi Anberge köyü "
Surp Plibos Arakel Çit köyü "
Surp Serkis Kilisesi Eskişehir Kozluk Deresinde "
Bir başka kaynağa göre:
” 1894–1895 yıllarında “ Arapkir kazasının nüfusu 10.908 erkek, 11.152 kadın olmak üzere toplam 22.060 kişidir. Bu nüfusun 9.072 kişisi Ermenidir.”
Arapkir Ermenilerini Tarihi isimli kitapta da Arapkir’in nüfusu konusunda -sağlıklı olduğu tartışmalı- değişik sayılar yer almaktadır. Kitapta, 1892 yılında yayımlanan Vital Kuini’in La Turqui d’Asie isimli eserinden alındığı belirtilen rakamlara göre, Arapkir’in nüfusu köyleriyle birlikte 69.507 kişidir. Bu nüfusun 27.622 kişisi Türk, 4218 Kürt, 10532 Apostolik Ermeni kilisesine bağlı Ermeni, 200 Ermeni Katolik, 235 Ermeni Protestan ve Kızılbaş 26.600’dır. Sonuç olarak çeşitli kaynaklara göre Arapkir’in nüfusu yukarıda belirtildiği gibi 69.507 ile 20.000 arasında değişmektedir.
Bu gün Arapkir’in nüfusu şehir girişindeki tabelaya ve son nüfus sayımına göre 6.400 kişidir. Ermeni nüfus ise 6 kişidir. Arapkir ve Kemaliye (Eğin) Ermeni halkı konusunda ise, Patrik Magakya Ormanyan, Azgabadum (Ermeni Milletinin Tarihi) isimli kitabında şu bilgileri vermektedir.
“Vaspuragan Ermeni krallığı kralı Senekerim, İslam saldırıları yüzünden Bizans İmparatorluğu ile anlaşarak Van’dan Sivas’a taşınmaya karar vermiştir. 1021 tarihinde Vaspuragan’ın toplam nüfusunun üçte biri olan 400.000 kişi ile Sivas’a yerleşmek üzere yola çıkar. Nüfusun büyük bölümü Sivas’a yerleşir. Orada Surp Nışan kilise ve manastırını kurarlar. Beraber yola çıkan halkın ve din adamlarının bir bölümü ise başka şehirlere yerleştiler. Arapkir ve Kemaliye (Eğin) Ermeni toplumunu bu gruplar meydana getirmişlerdir.” Ormanyan, "Hayots Yegeghetsi" (Ermenilerin Kiliseleri) isimli eserinde, Arapkir’in nüfusu ve kiliseleri konusunda şu bilgiler verilmektedir. 1911’de “Arapkir bir Episkoposluktur. Ermeniler 16 semte yerleşmiş, 19.500 kişidir. Ermenilerin toplam 20 kilisesi vardır. 19.500 kişilik Ermeni nüfusunun 500 kişisi Ermeni Katolik, 1000 kişi ise Ermeni Protestan’dır”. Arapkir, 1834 yılında Diyarbakır’a, 1847’de Mamuret-ül Aziz (Elazığ) sancaklarına bağlanmış, 1928’de ise Malatya’nın bir ilçesi olmuştur. İlçenin yüzölçümü 956 kilometre karedir. Malatya isimli eserde, Arapkir’de biri Katolik Ermeni, biri Protestan Ermeni kilisesi olmak üzere toplam 10 kilise olduğu belirtilmektedir. Ne yazık ki bu gün bunların bir tekinin harabesi bile yoktur.
İsmi Semt Mezhep
Surp Pırgiç Kilisesi Ketenzade Katolik
Cuğran Kilisesi Berenge Protestan Meryem Ana Kilisesi Hoca Ali Mahallesi
Apostolik Lusavoriç Kilisesi Şehruz Mahallesi "
Surp Kevork Köseoğlu Mahallesi "
Surp Agop Yenice-i Süfla Mahallesi "
Meryem Ana Kilisesi Şepik Köyü "
Surp Nışan Kilisesi Anberge köyü "
Surp Plibos Arakel Çit köyü "
Surp Serkis Kilisesi Eskişehir Kozluk Deresinde "
Etiketler:
Arapgir/Արաբկիր Kazasi Ermenileri Malatya
Irak Ermenileri
Irak ve Irak'da Ermenilerin yogun oldugu Kentler BAGDAT Tarihi ve kulturel geçmisi ile Bagdat Ermenilerin en yogun oldugu kenttir.Allahsever Ermenilerin, Allah lutfu bu kentle tarihin eski zamanlarindan itibaren baglari olmustur.Sasaniler doneminde yogunlasayan iliskiler ve koloniler, 1393'teki Timur Lenk 'in Bagdat'i yikmasina kadar varliklarini surdurduler. Yabanci seyyahlarin sehadetiyle, kentin tekrar insasiyla buraya Ermeniler yerlesmeye basladilar.Osmanli hukumranliginin tesis edildigi 1638 yilina kadar, kuçuk bir koloni olusmustu bile. Bagdat'in eski Ermeni mahallelerinde yasayanlara (ki artik kentin yerlileri kabul edilmektedir), Osmanli hukumranligindan sonra, Bati Ermenistani'nin degisik kentlerinden (Kayseri,Adana, Elazig'dan) goç eden Ermenilerle beraber Hamadan'li ve Yeni Culfa'li tuccar Ermeniler de eklendi.Kisa surede Aziz Meryem Ana kilisesini insa ettiler.Bunu Aziz Uçlu kilisesi takip etti. Su anda kiliseye ait 16 gayrimenkul, okul ve mezarlik bulunmaktadir. MUSUL Mezopotamya'nin unlu kalabalik kentlerinden , Ninve kalintilari yakinlarindaki Musul'da yasamaktadir diger buyuk Ermeni kolonisi, Yerli 10-12 aile haricinde, çogunlugu Erzurum, Diyarbakir,Istanbul ve Kilikya havalisinden gelmistir.Ortaçag elyazmalarina gore daha 14.yy Ermeniler burada papaz,ruhani lider ve bir kiliseye sahip olmuslardir.Musul Ermeni bakircilariylada meshur olup , kentin eski mahallelerinden biri "Ermeni mahallesi" olarak anilmaktadir. Eski koloniyi bir arada tutmak için Bagdat ruhani onderi Mesrop Vartabet tarafindan 1857 tarihinde Eçmiadzin kilisesi kurulur.O tarihlerde Ermenilerin okulu yoktu. Okul kurabilmek için gosterdikleri gayretler, birçok pruzle karsilaniyordu.Onlar arasinda Arapça kullanimi yaygindi.Ticaret ve Zanaatlerle ugrasiyorlardi, içlerinde çok zenginler de vardi .19141-918, savas zamani Ermeni surgunlerin baslica toplanma merkezlerinden biri oldu.1920'de itibaren isleyen okulun masraflarini yerel Ermeni kolonisi karsilamaktadir."Muziksever" ve "Oncu Tiyatroseverler" kulupleri de temsil ve gosterileriyle okul masraflarina katkida bulunmaktadir.Ermeni Genel Hayir Isler Birligi'nin bir kolu,1932'den burada faaliyet gostermektedir.Musul Ermenileri barissever ve gorevlerinin bilincinde olup, hem ermeni hem de diger yerlilerin saygi duydugu vatansever Dr.Kr. Astarcanyan 'in baskanliginda,halk oyuyla seçilmis , 5 kisiden olusan bir yerel meclise sahiptirler.Butun bunlara ragmen,Musul Ermenileri Ermenistan'a goç etmeyi arzulamaktadirlar. KERKUK I.O. 800 yilinda kurulan tarihi bir kenttir.Kerkuk'te yasayanlar hakkinda ilginç bilgiler yabancikaynaklarda, ozellikle 19.yy Ingiliz ressam ve etnologu Robert Porter'in anilarinda mevcuttur.Burada ozellikle Turkler, Ermeniler, Kurtler, Araplar ve bir kaç Yahudi aile yasamis olup toplam yasayanlarin sayisi 10-12 bini bulmustu.O gunun yerli topluluklarindan bugun genelde Musul'da yasamalarindan oturu bugune kimse kalmamistir.Diger Hiristiyanlar içinde atalarinin Ermeni oldugunu soyleyenler de mevcuttur. Osmanli hanedani doneminde,resmi gorevle Kayseri ve diger yerlerden gelen Ermenilerin bazilarinin yerlilerle evlenerek asimile oldugu tahmin edilmektedir. Bugun Kerkuk Ermeni nufusu aslinda yenidir.1927 yilinda , birkaç gruptan olusan "Irak Petroleum Company"kurulmus,bunlardan birinin yoneticiside Kalust Gulbenkyan olmustur.Bu durum kentte Ermeni nufusunun artmasini destekledi.Bunlar arasinda Urfalilar, ve Vanlilar çogunlugu (160 ev) teskil ediyordu.Bu kisiler ya Petrol firmasinda, ya zanaatlerle veya kuçuk ticaretle ugrasiyorlardi.O yillarda okul ve kilise kuruldu, yerel idare de mezarlik için toprak tahsis etti.
SURP ASTVATSATSİN veya VERAPOKHUM YORTUSU
Meyrem Ana veya göğe alınış yortusu.. Ermenilerin hristiyan olmadığı çağlarından beri kutlanagelen ve yeni yıl (ürünlerin kutsanması) günü üzerine Meyrem ana nın vucudunun (göğe alınışı) yortusu. Hristiyanlığın kabulünden sonra yeni yıl kutlamaları İsa mesih in doğum gününe bağlanırken kuzey yarım küresi için bolluk bereket günleri olan Ağustos ortalarına (eski =NAVASART) da Astvatsatsin (Meyrem ana)ya da Verapokhum (Göğealınış) bayramı yerleştirilmiş. Bunun bir nedeni de Kutsal meyrem in vefatının Ermenilerin en önemli tanrıçası olan Anahit gününe rastlamasıdır. Böylece de Anahit tanrıçanın yerine hıristiyanlık sonrası tüm dua ve ilahiler Meyrem Ana ya ithaf edilmiş, Astvatsatsin kadınlar için en önemli bayram olagelmiş, dahası isim günleri olmayan kadın adları bu bayram ve onu takip eden günlerde kutlanmıştır. İlk gün Maryam ikinci gün Taguk, üçüncü gün Srpuk, dördüncü gün Paystar, beşinci gün Yeranik, altıncı gün Hamasik, (hamaspür), yedinci gün Antaram, sekizinci gün Tiruk (Tiruhi), dokuzuncu gün ise Margrit isimleri kutlanır. Bu günün arifesinde, Deray (papaz) sağ eline makas sol eline haç alıp tören giysileriyle ve yardımcıları eşliğinde, mumlar veya kandiller yakarak manastır olan yerlerde manastır bahçesine, olmayan köy veya kasabalarda ise muhtarın ya da köy ağasının bağına gidip açık hava ayini (andastan) icra eder. Daha sonra bir salkım üzüm kesip Tanrı nın bağları, Nuh Peygamberin gemisi, Hz. Musa nın ilk mabedi, İsa nın Haçı, Meryem Ana nın gözyaşı ve Aziz Grigor un imanı ile kutsar. Böylece bağların her dem yeşil ve salkımların dopdolu olacağına inanılır. Bu kutsamadan sonra bağlardan üzümler toplanır, ancak ertesi gün, kilisede Maştotz ile (Ayinler Kitabı) kutsanmadıkca üzüm yenmez. Kutsanan ilk üzüm salkımlarından, kuşların da mahrum kalmaması için Ayazmalara (Lusağpür kutsal pınar) ve Haçkarların üzerine bırakılır. Aynı üzümden şarap fıçılarına da atılır, bir salkım da evlerde bereket niyetine ertesi yıla kadar saklanır.
Verapokhum Yortusu
Surp Guys Maryam’ı andığımız en büyük yortu O’nun göğe alınmasını kutladığımız Verapokhum yortusudur. Kilisemiz bu yortuyu 15 Ağustos tarihine en yakın Pazar günü kutlar. Bugünde aynı zamanda tarlaların verimli olması dileğiyle en asil meyve olarak kabul edilen üzüm de kutsanır.
Surp Guys Maryam kimdir? Bu sorunun yanıtı çok basittir, O Rabb’i içinde taşıyandır. Rabb O’nu sınırsız lütuflarıyla seçmiş ve bereketlemiştir. Surp Maryam bu şekilde Kutsal Ruh’tan gebe kalarak Dünya’yı kurtaracak olan Tanrı’nın oğlunu Dünya’ya getirmiştir. O,görev ve sorumluluklarına sıkıca bağlı, Tanrı korkusu ve sevgisi ile dolu Rabb’e itaat eden ve Tanrı’nın isteğini alçakgönüllülükle yerine getiren sadık planıdır.
Kilise bu yortuyla sadece Maryam Ana’nın kutsal anısını hatırlatmakla kalmaz, aynı zamanda O’nun örnek analığını da hatırlatır.
Kutsal Kilise Maryam Ana’ya armağan edilen tüm yortuları coşkuyla kutlamaya devam edecektir. O,tüm inananlar için sınırsız bir esin kaynağıdır. O,karanlık Dünya’mızın aydınlanmasını sağlayan, Rabb’in ışığını bizlere ulaştıran penceredir. Rabb’i taşıyan Maryam kutsal ve verimli bir toprak misali kendini tamamen açmış ve tüm insanlığı kurtaracak olan esenlik ve sevgi Prensi Hisus Krisdos’u Dünya’ya getirmiştir. Bu nedenle O,tüm zamanlar boyunca ve herkes tarafından övülmeye layıktır. Surp Guys Maryam’ın büyüklüğü O’nu alçakgönüllülüğümde ve mütevazı kişiliğinde görülmektedir.
O, Tanrı’nın meleğine şöyle yanıt vermiştir: “Ben Rabb’in kuluyum, bana dediğin gibi olsun.” (Luka 1:38) Rabb’i taşıyanın göğe alınışını kutladığımız bugünlerde bilmeliyiz ki O, dua ve şefaatleriyle Rabb’in kilisesine hizmet etmeye devam etmektedir. O’nun kıymetli anısını hep birlikte kutlayalım. Bu yortu aynı zamanda imanda yenilenmek ve tazelenmek için güzel bir fırsattır, özellikle anneler için. Dua edelim ki Rabb’i taşıyan Maryam Ana’mız hepimizin yaşamlarında eşsiz bir örnek olarak yer alsın.
Amen.
Verapokhum Yortusu
Surp Guys Maryam’ı andığımız en büyük yortu O’nun göğe alınmasını kutladığımız Verapokhum yortusudur. Kilisemiz bu yortuyu 15 Ağustos tarihine en yakın Pazar günü kutlar. Bugünde aynı zamanda tarlaların verimli olması dileğiyle en asil meyve olarak kabul edilen üzüm de kutsanır.
Surp Guys Maryam kimdir? Bu sorunun yanıtı çok basittir, O Rabb’i içinde taşıyandır. Rabb O’nu sınırsız lütuflarıyla seçmiş ve bereketlemiştir. Surp Maryam bu şekilde Kutsal Ruh’tan gebe kalarak Dünya’yı kurtaracak olan Tanrı’nın oğlunu Dünya’ya getirmiştir. O,görev ve sorumluluklarına sıkıca bağlı, Tanrı korkusu ve sevgisi ile dolu Rabb’e itaat eden ve Tanrı’nın isteğini alçakgönüllülükle yerine getiren sadık planıdır.
Kilise bu yortuyla sadece Maryam Ana’nın kutsal anısını hatırlatmakla kalmaz, aynı zamanda O’nun örnek analığını da hatırlatır.
Kutsal Kilise Maryam Ana’ya armağan edilen tüm yortuları coşkuyla kutlamaya devam edecektir. O,tüm inananlar için sınırsız bir esin kaynağıdır. O,karanlık Dünya’mızın aydınlanmasını sağlayan, Rabb’in ışığını bizlere ulaştıran penceredir. Rabb’i taşıyan Maryam kutsal ve verimli bir toprak misali kendini tamamen açmış ve tüm insanlığı kurtaracak olan esenlik ve sevgi Prensi Hisus Krisdos’u Dünya’ya getirmiştir. Bu nedenle O,tüm zamanlar boyunca ve herkes tarafından övülmeye layıktır. Surp Guys Maryam’ın büyüklüğü O’nu alçakgönüllülüğümde ve mütevazı kişiliğinde görülmektedir.
O, Tanrı’nın meleğine şöyle yanıt vermiştir: “Ben Rabb’in kuluyum, bana dediğin gibi olsun.” (Luka 1:38) Rabb’i taşıyanın göğe alınışını kutladığımız bugünlerde bilmeliyiz ki O, dua ve şefaatleriyle Rabb’in kilisesine hizmet etmeye devam etmektedir. O’nun kıymetli anısını hep birlikte kutlayalım. Bu yortu aynı zamanda imanda yenilenmek ve tazelenmek için güzel bir fırsattır, özellikle anneler için. Dua edelim ki Rabb’i taşıyan Maryam Ana’mız hepimizin yaşamlarında eşsiz bir örnek olarak yer alsın.
Amen.
Etiketler:
SURP ASTVATSATSİN veya VERAPOKHUM YORTUSU
BREZILYA ERMENILERI
Brezilya da ki Ermenistan konsolosluguna gore ulkede 100.000 Ermeni yasamakta ve bu nufusun 70.000'ni São Paulo'da yerlesik durumda.
Brezilya'ya göç eden Ermeniler çoğunlukla São Paulo, şehiri çevresine yerlesmislerdir burada kiliseler, kültür merkezleri, ve Armenia isimli bir Metro Istasyonu bulunmaktadir.Brezilya Ermeni toplumu ozellikle São Paulo sehri uzerinde gozle gorulur olumlu ve guçlu bir etki birakmistir. Ermeni asıllı sahsiyetler sanat ve siyaset dalinda etkindirler, Senatör Pedro Pedrossian, oyuncu Balabanian ve aktör Stepan Nercessian gibi ünlü sahsiyetleri ornek verebiliriz.
Ermeni'ler türkiyeden 1926 yilindan itibaren Brezilya 'ya dogru uzun bir goçe koyuldular, Brezilya'ya goç eden Ermeniler hiç bir destek almadan gelmislerdi hatta ilk gelenlerden bazilari bu tropikal topraklarda ilk gunlerde oldukça zorluklarla karsilastilar.
Ermeniler sehir merkezine ve etrafina yerlesiyordu ,evlerinde yaptiklari urunleri 24 Mart sokaginda ki pazarlarda musterilere satarak geçiniyorlardi .
Daha sonralari ayakabi sektorunde gozle gorulur gelismeler yasandi Besni, Clovis ve Sarah magazalari Ermeni kokenli Chofakian ailesine aitti.Bugün, Pines, Parki ve Santana gibi mahallelerde Ermenilerin çok sayıda is yerleri bulunmakta, giysi sektörlerde Kherlakian ailesi, Versace, Roberto Cavali ,Christian Dior gibi markalarin satisini yapan Boghosian Magazalari ve mücevher sektorunde Vartanian ailesini sayabiliriz.
Brezilya'ya göç eden Ermeniler çoğunlukla São Paulo, şehiri çevresine yerlesmislerdir burada kiliseler, kültür merkezleri, ve Armenia isimli bir Metro Istasyonu bulunmaktadir.Brezilya Ermeni toplumu ozellikle São Paulo sehri uzerinde gozle gorulur olumlu ve guçlu bir etki birakmistir. Ermeni asıllı sahsiyetler sanat ve siyaset dalinda etkindirler, Senatör Pedro Pedrossian, oyuncu Balabanian ve aktör Stepan Nercessian gibi ünlü sahsiyetleri ornek verebiliriz.
Ermeni'ler türkiyeden 1926 yilindan itibaren Brezilya 'ya dogru uzun bir goçe koyuldular, Brezilya'ya goç eden Ermeniler hiç bir destek almadan gelmislerdi hatta ilk gelenlerden bazilari bu tropikal topraklarda ilk gunlerde oldukça zorluklarla karsilastilar.
Ermeniler sehir merkezine ve etrafina yerlesiyordu ,evlerinde yaptiklari urunleri 24 Mart sokaginda ki pazarlarda musterilere satarak geçiniyorlardi .
Daha sonralari ayakabi sektorunde gozle gorulur gelismeler yasandi Besni, Clovis ve Sarah magazalari Ermeni kokenli Chofakian ailesine aitti.Bugün, Pines, Parki ve Santana gibi mahallelerde Ermenilerin çok sayıda is yerleri bulunmakta, giysi sektörlerde Kherlakian ailesi, Versace, Roberto Cavali ,Christian Dior gibi markalarin satisini yapan Boghosian Magazalari ve mücevher sektorunde Vartanian ailesini sayabiliriz.
HINDISTAN ERMENI TOPLUMU TARIHI
Aynı cografyada bulunan ve binlerce senelik geçmişileriyle, Hindistan Ermenistan arasındaki politik, kültürel ve ticari ilişgilerin Ermeni tarihinde önemli bir yeri vardır. Bu iki toplumun ilişkileri üzerine Ermeni yazarlar tarafından yazılan 30’un üzerinde kitap bulunmakta ve günümüzde halen bu konunun ele alındığı kitaplar yazılmaktadır. Bu kitapların kuşkusuz en önemlisi 15 Mart 1871 yılında İran’ın İsfahan şehrinde doğan ve 31 Ocak 1929 yılında Hindistan’ın Kolkata (Calcutta) şehrinde ölen Ermeni tarihci Mesrovb Seth Jacob’un 1897 yılında yazdığı “Armenians in India, from the earliest times to the present day” (Başlangıçdan günümüze Hindistan Ermeni tarihi)’ adlı kitapdır. Bu kitap ve günümüzde kilise kayıtları, mezarlar, Hindistan arşivleri incelenerek yazılan birçok kitap sayesinde, Hindistan’da önemli bir Ermeni toplumu oldugu, bu toplumun çok önemli yerlerde bulundukları ve Hindistan halkı tarafından saygı gördükleri karşımıza çıkan ilk gerçektir.
İlk Tarihi belgeler ve Hintliler’in Ermenistan’a yerleşimi
Ermenistan Hindistan ilişkileri, bazı tarihcilerin teyorilerine göre İ.Ö. 2000 yılında Asuri kıraliçesi Semramis dönemine kadar uzanmaktadır. Bazı kaynaklar ise ilk Ermeni Hindistan ilişkisinin Büyük İskenderin zamanında, Büyük İskender’in Ordusunda görev yapan Ermeni askerler sayesinde başladıgını yazsada bu iki teyoriyi ispat edecek bir kanıt bulunamamıştır. Ermeniler’in ilk Hindistan’a ayak basmasının yazılı tarihi ise Yunan kaynaklarında bulunmaktadır. Yunan tarihci ve gezgin Xenophon (İ.Ö. 430-355), ‘Cyropaedia’ adını verdiği İran gezisi sırasında, Hindistan’da bulunan Ermeni gezginler olduğu ve bu kişilerin Hindistan’la ticaret yaptıklarını yazar. Aynı tarihci Hindistan ordusunda görev yapan Ermeni askerler olduğunu da belirtmiştir. İran Şahı Kyrus (İ.Ö. 558-550) Hindistan’dan madii yardım edinmek amacıyla yolamak istedigi elçiye yol göstermek için Ermeniler’i ve Khalt’ları kulanmış. Hindistan’a giden yolları iyi bilen ve Hindistan kıraliyet ailesi ile yakın ilişgi içinde olan Ermeniler, İran kıralının elçilerini Hindistan’a götürüp Hindistan kıralı ile görüşmelerini sağlamışlar. Bu da Ermenilerin İ.Ö. 5. yüzyıl öncesi Hindistan’a sık sık yolculuk etiklerini göstermektedir. İran kıralı Kyrus’un Ermeni kıralına yoladığı mektup: ‘Ermeni Kıralı ve siz Khalt’lar! eger benim adamlarımdan birini Hindistan kıralına yolar isem, yolları göstermek için ve istedigimi Hindistan kıralına anlatıp, onu ikna etmek için benim elçimle beraber Hindistan’a birini yolarmısız?’ Ermenilerin eşlik etiği İran delegesi Hindistan’dan istenilen madii yardımı almıştır. Günümüzde Xenophon’un yazdığı kitapdan alınarak tercüme edilen bu mektup dışında, İran Kırallarının Hindistan’a elçilerini başka zamanlarda da Ermeniler aracılığıyla yoladığı da aynı kitapta belirtilmiştir. Bu bilgilerden Ermeniler’in 2500 seneden daha fazla bir süredir Hindistan’a sık sık yolculuk yapdığı anlaşılmaktadır.
Hindistanlılar’ın Ermenistan’a yerleşmesi ise Hıristiyanlığın ilk din adamı olarak tarihe geçen Krikor Lusavoriç’in öğrencilerinden olan Zenob (Zenobius) Glak’ın 4. yüzyılda Süryanice olarak yazdığı ‘Taron (Muş)’un Tarihi’ adlı eserinde ilk olarak belirtilmiştir. Zenob, İ.Ö. 149 yılında Hindistan kıraliyet ailesinden Gissaneh ve Demeter adlarında iki prensin kendilerine suikast yapılacağını öğrenmeleri üzerine aileleri ve birçok takipcileriyle beraber Ermenistan’a sığındığını yazmıştır. Kıraliyet ailesi tarafından karşılanan prensler kıralın emri ile Taron bölgesine yerleştirilmiş. Prens ve diğer Hindistanlılar’ın yerleştiği yere Ejderha anlamına gelen ‘Vişap’ adı verilmiştir. Şehrin bir diğer adı ise Ermenice’de yılan anlamına gelen ‘otsz’’dur ve şehirde yılan şekileri bulunmaktaydı.
Zenob verdiği bilgilerde perensler bir kaç yıl sonra Ermenistan’ın tapınaklarıyla ünlü Aştişat şehrinde bir Hint tapınağı inşaa ederler. 15 yıl sonra kıral iki prensi bilinmeyen bir sebepten dolayı öldürtür ve oğuları Kuars, Meghtes ve Horean’ı Ermenistan’da bulunan Hint toplumunun başına geçirir. Kuars kendi isminde bir Şehir, Meghtes Meghti adında bir köy, Horean ise Palunies bölgesinde Horeans adlı bir köy yaptır. Üç kardeşler daha sonraları Karki şehrinde Babaları Gissaneh ve Demeter’in anısına bir Hint tapınağı yaptırırlar. Hint din adamlarının yönetiği bu tapınakta bulunan bronz heykeller günümüze kadar ulaşmasada, kardeşlerin sonradan kurdukları 20 köy Ermenistan’ın Taron bölgesinde kendi isimleriyle 19. yüzyın yarısına kadar ulaşabilmişti. Ermenistan Taron bölgesinde 20. yüzyılın başlarına kadar Hıntkastan (Hindistan) isminde bir köy dışında Van Vilayeti'nin Hayots Dzor bölgesinde de aynı isimde bir başka köy bulunmakta, Hindubek, Hindu, Hindukhanum, Hindumelik gibi isimler Taron Ermenileri tarafından kulanılmaktaydı.[2] Yine Taron ve çevre bölgelerde Hintce şarkılar söylenip, Hindistan folklorundan ‘Demeter’ oyunları oynanmaktaydı.
Zenob’un verdiği bilgilerde Ermenistan’da yaşayan Hindistanlı’lar ve Ermeni kıralı Tiridates (Dırtat)’ın orduları arasında 301 senesinden sonra savaşlar olmuş ve Ermeni orduları Hindistalılar’ı maglup etmiştir. En ufak ayrıntılarına kadar yazılan bu savaşlarda Zenob, Hindistanlılar’ın üç ayrı ordusu olduğunu ve birbirlerine yardım etiklerini yazar. Ermenistan’a yerleşen ve sayıları 15.000 [4] bulan Hintliler, savaşlar ve Hint tapınaklarının yıkılıp yerlerine kiliseler yapılması sonucu Ermenistan’ı terk etmiştir. Bu toplum Hıristiyanlaştırılmak istenmiş Navasart (Eski Ermeni inanışında Ağustos ayında kutlanan yılbaşı)’ın ilk gününde erkekler ile çocuklar bir, kadınlar ise başka bir yerlerde vaftiz edilmiş, kıral karşı çıksada saç uzatmalarına din adamları tarafından izin verilmişsede toplum Hıristiyanlığa sadık kalmamışlardır. Sayıları beş bin kadar olan topluluk ilk Kyiv denilen bir köy inşaa etmiş fakat sonradan Mamgun adında bir papazın eşliğinde Hindistan’ın Puncap bölgesine yerleşmişlerdir. Ermenice konuşan bu topluluk yanlarında birçok Ermenice kitap götürmüşlerdir. Bu kitaplar 301 tarihinden sonra yok edilen kitaplar ve diğer yazılar göz önünde bulundurulsa büyük önem taşımaktadır. Çoğu tarihciler Puncap bölgesinde yaşıyan Hintlilerin aslen Ermeni olduğuna inanır. Ermenistan’da 450 seneden fazla bir yaşam süren bu toplum Ermeniler ile karışıp asimle olmuştur. Zira Puncap Hintliler’i diğer Hindistan toplumundan farklıdır ve fizikleri, karakterleri ve alışkanlıklarıyla Ermeniler’e benzerler.
Vişap/Otsz şehrindeki tapınaklarında sonu da diğer tapınaklar gibi olmuştur. Gecenin karanlığında Hintli rahipler tapınaklarda bulunan heykel ve değerli eşyaları alıp Aştişat bölgesinde bulunan Hintliler’den yardıma gelmeleri için haber yollamışlar fakat ertesi gün Ermeni ordusu tarafından öldürülmüşler. Savaşdan sonra yapılan ve savaş alanına dikilen taşta şunlar yazmaktaydı ‘Birinci saldırı çok çetin geçmiştir. Ordunun başındaki papaz Artzan/Arjun ve bin otuz sekis asker ölmuştür. Bu savaşı Hıristiyanlık adına Gıssahne’ye inananlara karşı vermişizdir’. Bu iki tapınağın yerine Surp (Aziz) Krikor Lusavoriç’in Gesaria/Gesarya (Kayseri)’den getirtiği Aziz John ve şehit Athanagineh adına yapılan ve sonradan yıkılan türbelerin kalıntıları ile bir manastır yaptırtır. Muş şehrinde bulunan bu manastır bir müddet Hırimyan Hayrig’in de dini liderliğini yaptığı ünlü Surp Garabed manastırıdır. Manastır yakınlarında Otsz adında birde köy bulunmakta idi.
5. yüzyılda yaşamış Ermeni tarihci Agathangueghos Ermeni kıralının tacı için Hindistan’dan binbir güçlüklerle değerli taşlar getitirdiğini yazar. 12. yüzyıl tarihcilerinden Urhayetsi kıral Sımpat’ın Hindistan’dan 80.000 altın lira ödüyerek, zamanın Ermeni başkenti Ani’de bulunan ana kiliseye kıristal şamdan getitdirdiğin şahit olmuş. İki hükümet arasındaki ticari ilişgiler dışında, Ermeni tücarların Hindistan’a mal satıkları birçok belgelerde belirtilmiş olup, iki toplum arasındaki ilişgilerde ticaretin öne çıktığı görülmekte. Hindistan ile ticaretin önemini idrak eden Ermeni kıralarından biri, Ermenistan’dan Hindistan’a giden yol üzerinde ticaret merkezi görevini gören bir şehir işaa etirdiği bilinir.
İlk Tarihi belgeler ve Hintliler’in Ermenistan’a yerleşimi
Ermenistan Hindistan ilişkileri, bazı tarihcilerin teyorilerine göre İ.Ö. 2000 yılında Asuri kıraliçesi Semramis dönemine kadar uzanmaktadır. Bazı kaynaklar ise ilk Ermeni Hindistan ilişkisinin Büyük İskenderin zamanında, Büyük İskender’in Ordusunda görev yapan Ermeni askerler sayesinde başladıgını yazsada bu iki teyoriyi ispat edecek bir kanıt bulunamamıştır. Ermeniler’in ilk Hindistan’a ayak basmasının yazılı tarihi ise Yunan kaynaklarında bulunmaktadır. Yunan tarihci ve gezgin Xenophon (İ.Ö. 430-355), ‘Cyropaedia’ adını verdiği İran gezisi sırasında, Hindistan’da bulunan Ermeni gezginler olduğu ve bu kişilerin Hindistan’la ticaret yaptıklarını yazar. Aynı tarihci Hindistan ordusunda görev yapan Ermeni askerler olduğunu da belirtmiştir. İran Şahı Kyrus (İ.Ö. 558-550) Hindistan’dan madii yardım edinmek amacıyla yolamak istedigi elçiye yol göstermek için Ermeniler’i ve Khalt’ları kulanmış. Hindistan’a giden yolları iyi bilen ve Hindistan kıraliyet ailesi ile yakın ilişgi içinde olan Ermeniler, İran kıralının elçilerini Hindistan’a götürüp Hindistan kıralı ile görüşmelerini sağlamışlar. Bu da Ermenilerin İ.Ö. 5. yüzyıl öncesi Hindistan’a sık sık yolculuk etiklerini göstermektedir. İran kıralı Kyrus’un Ermeni kıralına yoladığı mektup: ‘Ermeni Kıralı ve siz Khalt’lar! eger benim adamlarımdan birini Hindistan kıralına yolar isem, yolları göstermek için ve istedigimi Hindistan kıralına anlatıp, onu ikna etmek için benim elçimle beraber Hindistan’a birini yolarmısız?’ Ermenilerin eşlik etiği İran delegesi Hindistan’dan istenilen madii yardımı almıştır. Günümüzde Xenophon’un yazdığı kitapdan alınarak tercüme edilen bu mektup dışında, İran Kırallarının Hindistan’a elçilerini başka zamanlarda da Ermeniler aracılığıyla yoladığı da aynı kitapta belirtilmiştir. Bu bilgilerden Ermeniler’in 2500 seneden daha fazla bir süredir Hindistan’a sık sık yolculuk yapdığı anlaşılmaktadır.
Hindistanlılar’ın Ermenistan’a yerleşmesi ise Hıristiyanlığın ilk din adamı olarak tarihe geçen Krikor Lusavoriç’in öğrencilerinden olan Zenob (Zenobius) Glak’ın 4. yüzyılda Süryanice olarak yazdığı ‘Taron (Muş)’un Tarihi’ adlı eserinde ilk olarak belirtilmiştir. Zenob, İ.Ö. 149 yılında Hindistan kıraliyet ailesinden Gissaneh ve Demeter adlarında iki prensin kendilerine suikast yapılacağını öğrenmeleri üzerine aileleri ve birçok takipcileriyle beraber Ermenistan’a sığındığını yazmıştır. Kıraliyet ailesi tarafından karşılanan prensler kıralın emri ile Taron bölgesine yerleştirilmiş. Prens ve diğer Hindistanlılar’ın yerleştiği yere Ejderha anlamına gelen ‘Vişap’ adı verilmiştir. Şehrin bir diğer adı ise Ermenice’de yılan anlamına gelen ‘otsz’’dur ve şehirde yılan şekileri bulunmaktaydı.
Zenob verdiği bilgilerde perensler bir kaç yıl sonra Ermenistan’ın tapınaklarıyla ünlü Aştişat şehrinde bir Hint tapınağı inşaa ederler. 15 yıl sonra kıral iki prensi bilinmeyen bir sebepten dolayı öldürtür ve oğuları Kuars, Meghtes ve Horean’ı Ermenistan’da bulunan Hint toplumunun başına geçirir. Kuars kendi isminde bir Şehir, Meghtes Meghti adında bir köy, Horean ise Palunies bölgesinde Horeans adlı bir köy yaptır. Üç kardeşler daha sonraları Karki şehrinde Babaları Gissaneh ve Demeter’in anısına bir Hint tapınağı yaptırırlar. Hint din adamlarının yönetiği bu tapınakta bulunan bronz heykeller günümüze kadar ulaşmasada, kardeşlerin sonradan kurdukları 20 köy Ermenistan’ın Taron bölgesinde kendi isimleriyle 19. yüzyın yarısına kadar ulaşabilmişti. Ermenistan Taron bölgesinde 20. yüzyılın başlarına kadar Hıntkastan (Hindistan) isminde bir köy dışında Van Vilayeti'nin Hayots Dzor bölgesinde de aynı isimde bir başka köy bulunmakta, Hindubek, Hindu, Hindukhanum, Hindumelik gibi isimler Taron Ermenileri tarafından kulanılmaktaydı.[2] Yine Taron ve çevre bölgelerde Hintce şarkılar söylenip, Hindistan folklorundan ‘Demeter’ oyunları oynanmaktaydı.
Zenob’un verdiği bilgilerde Ermenistan’da yaşayan Hindistanlı’lar ve Ermeni kıralı Tiridates (Dırtat)’ın orduları arasında 301 senesinden sonra savaşlar olmuş ve Ermeni orduları Hindistalılar’ı maglup etmiştir. En ufak ayrıntılarına kadar yazılan bu savaşlarda Zenob, Hindistanlılar’ın üç ayrı ordusu olduğunu ve birbirlerine yardım etiklerini yazar. Ermenistan’a yerleşen ve sayıları 15.000 [4] bulan Hintliler, savaşlar ve Hint tapınaklarının yıkılıp yerlerine kiliseler yapılması sonucu Ermenistan’ı terk etmiştir. Bu toplum Hıristiyanlaştırılmak istenmiş Navasart (Eski Ermeni inanışında Ağustos ayında kutlanan yılbaşı)’ın ilk gününde erkekler ile çocuklar bir, kadınlar ise başka bir yerlerde vaftiz edilmiş, kıral karşı çıksada saç uzatmalarına din adamları tarafından izin verilmişsede toplum Hıristiyanlığa sadık kalmamışlardır. Sayıları beş bin kadar olan topluluk ilk Kyiv denilen bir köy inşaa etmiş fakat sonradan Mamgun adında bir papazın eşliğinde Hindistan’ın Puncap bölgesine yerleşmişlerdir. Ermenice konuşan bu topluluk yanlarında birçok Ermenice kitap götürmüşlerdir. Bu kitaplar 301 tarihinden sonra yok edilen kitaplar ve diğer yazılar göz önünde bulundurulsa büyük önem taşımaktadır. Çoğu tarihciler Puncap bölgesinde yaşıyan Hintlilerin aslen Ermeni olduğuna inanır. Ermenistan’da 450 seneden fazla bir yaşam süren bu toplum Ermeniler ile karışıp asimle olmuştur. Zira Puncap Hintliler’i diğer Hindistan toplumundan farklıdır ve fizikleri, karakterleri ve alışkanlıklarıyla Ermeniler’e benzerler.
Vişap/Otsz şehrindeki tapınaklarında sonu da diğer tapınaklar gibi olmuştur. Gecenin karanlığında Hintli rahipler tapınaklarda bulunan heykel ve değerli eşyaları alıp Aştişat bölgesinde bulunan Hintliler’den yardıma gelmeleri için haber yollamışlar fakat ertesi gün Ermeni ordusu tarafından öldürülmüşler. Savaşdan sonra yapılan ve savaş alanına dikilen taşta şunlar yazmaktaydı ‘Birinci saldırı çok çetin geçmiştir. Ordunun başındaki papaz Artzan/Arjun ve bin otuz sekis asker ölmuştür. Bu savaşı Hıristiyanlık adına Gıssahne’ye inananlara karşı vermişizdir’. Bu iki tapınağın yerine Surp (Aziz) Krikor Lusavoriç’in Gesaria/Gesarya (Kayseri)’den getirtiği Aziz John ve şehit Athanagineh adına yapılan ve sonradan yıkılan türbelerin kalıntıları ile bir manastır yaptırtır. Muş şehrinde bulunan bu manastır bir müddet Hırimyan Hayrig’in de dini liderliğini yaptığı ünlü Surp Garabed manastırıdır. Manastır yakınlarında Otsz adında birde köy bulunmakta idi.
5. yüzyılda yaşamış Ermeni tarihci Agathangueghos Ermeni kıralının tacı için Hindistan’dan binbir güçlüklerle değerli taşlar getitirdiğini yazar. 12. yüzyıl tarihcilerinden Urhayetsi kıral Sımpat’ın Hindistan’dan 80.000 altın lira ödüyerek, zamanın Ermeni başkenti Ani’de bulunan ana kiliseye kıristal şamdan getitdirdiğin şahit olmuş. İki hükümet arasındaki ticari ilişgiler dışında, Ermeni tücarların Hindistan’a mal satıkları birçok belgelerde belirtilmiş olup, iki toplum arasındaki ilişgilerde ticaretin öne çıktığı görülmekte. Hindistan ile ticaretin önemini idrak eden Ermeni kıralarından biri, Ermenistan’dan Hindistan’a giden yol üzerinde ticaret merkezi görevini gören bir şehir işaa etirdiği bilinir.
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Ermeni Alfabesiyle Kürtçe İncil
Aras Yayıncılık, Pamukciyan'ın yazılarını biraraya getirmek için araştırma yaparken, biri 1857'de diğeri 1872'de yayımlanmış, Ermeni alfabesiyle yazılmış iki Kürtçe İncil'e de ulaştı...
OSMAN KÖKER
Ermeni kaynaklarından yaptığı araştırmalarla tarihciliğimize önemli katkılarda bulunan Kevork Pamukciyan'ın makale ve ansiklopedi yazılarını, Aras Yayıncılık olarak derliyoruz. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca 28 süreli yayın ve derleme kitapta basılmış 128 makale ile 4 ansiklopedide yayınlanmış 370 maddeyi Ermeni Kaynaklarından Tarihe Katkılar ana başlığında dört ciltte topladık. Geçtiğimiz ay çıkan ikinci cilt, Ermeni Harfli Türkçe Metinler adını taşıyor. Bu ciltte yer alan 29 makalede Pamukciyan, Ermeni alfabesiyle Türkçe yazılmış şiirleri, destanları, kitapları, gazeteleri, halk hik‰yelerini, resmi belgeleri inceliyor. Bu makalelerin başına, "Türkçenin Ermeni alfabesiyle yazımı hangi ihtiyaçtan doğmuştur", "hangi dönemde kimler tarafından kullanılmıştır", "ne tür eserler basılmıştır", "ne kadar yaygındır" türünden sorulara cevap oluşturacak bir giriş yazısı koymak ve örnek kitapların kapaklarından oluşan bir görsel bölüm hazırlamak amacıyla yaptığımız araştırma, bizi Ermeni harfli Türkçe yüzlerce kitaba ulaştırdı. Bu araştırma sırasında iki de Ermeni alfabesiyle Kürtçe yayınlanmış İncil'e rastladık. Her iki dilden örneklere de kitapta yer verdik.
İlk Kürtçe İncil
Ermeni harfli Kürtçe İncil'lerden biri 1857 tarihli ve Turkuaz Sahaf'tan Püzant Akbaş'ın koleksiyonunda bulunuyor. Kapağında yer alan Ermeni alfabesiyle Kürtçe yazıları Latin alfabesine şu şekilde çevirmek mümkün:
"İncil
Khodee Me İsa el Mesihe
Nıvısandın
Bı Deste Madteos Markos Lukas u Hanna
Lı Istambulda
Kayol
1857 "
Bu da şu şekilde Türkçeye çevrilebilir: "İncil / Rabbimiz İsa Mesih / Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'nın Eliyle Yazıldı / İstanbul / Kayol [Matbaası] / 1857."
1872 tarihli olan ikincisi ise Beyrut'ta yaşayan araştırmacı Garo Aprahamyan'ın koleksiyonunda bulunuyor. Kapağında yine Ermeni harfli Kürtçe olarak "Peymane No / e / Khoiye Ma İsa el Mesih / Lı Basmahanee / A. H. Boyacıyan tab bua / 1872 / Lı Isdambolda" yazılı. Bunu Türkçeye "Yeni Ahit / Rabbimiz İsa Mesih / A. H. Boyaciyan Basımevinde tab edilmiştir / 1872 / İstanbul" şeklinde çevirebiliriz.
Kitabımızın başına koyduğumuz, Rober Koptaş'ın "Ermeni Harfleriyle Türkçe" başlıklı yazısında da belirtildiği gibi, Türkçenin Ermeni harfleriyle yazımı, Türkçe konuşan, Ermeniceyi ya hiç bilmeyen ya da çok az bilen, Hıristiyanlık inancına bağlı Ermeni nüfusla yazı yoluyla iletişim kurmanın ve bu kitlenin aynı yolla kendini ifade etmesinin aracı olarak gelişmiştir. Ermeni harfli Türkçe, Ermeni kültürünü koruma ve yabancılaşmaya karşı koyma çabalarının ürünü olarak değerlendirilebileceği gibi, Ermenice bilmeyen, kendini Türkçe olarak ifade edebilen Ermeni nüfusun, Ermeni harfleri üzerinden kimlik aidiyetini sürdürerek kendisini yazıyla ifade etmesinin doğal sonucu olarak da kabul edilebilir. Ermeni harfli Türkçe yazma ve basma eserlerin yayılması, din, tarih ve edebiyat alanlarında geniş bir literatürün oluşması ve pek çok gazete ve derginin yayımlanması bu temel üzerinden açıklanabilir.
Ermeni harfli Türkçenin kullanımına aşuğların (Ermeni ‰şıkları) şiir ve destanlarında, yazılı edebiyat ürünlerinde, Batı edebiyatından çevirilerde, gazete ve dergilerde, mezar taşı kitabelerinde, çok dilli lügatlerde, İncil ve diğer dini kitaplarda rastlanmaktadır.
Çok kültürlü Osmanlı toplumunda kültürel alışverişi sağlamada Ermeni harfli Türkçe önemli bir rol oynamıştır. Ermeni harfli Kürtçe, Ermeni harfli Arapça, Ermeni harfli Türkçe yazma eserler sayesinde çeşitli milletlere mensup ‰şıkların, ozanların eserleri Ermeniler arasında yayılmış, aynı şekilde Ermeni aşık ve ozanlarının eserleri de farklı toplumlarca benimsenmiştir.
Kürtçe konuşan Ermeniler
Ermeni harfli Türkçe, dini alanda, bir yandan Katolik ve Protestan kiliseleri tarafından Gregoryen (Apostolik, Lusavorçagan) Ermeniler arasında Katolik ve Protestan inançlarını yaymak için kullanılırken, diğer yandan Gregoryen Ermenilerin bu mezhepler hakkındaki karşı-propaganda çalışmaları için de uygun bir zemin oluşturmuştur. Amerikan Protestan Kilisesi, American Board of Commissioners for Foreign Missions adlı kurum aracılığıyla Osmanlı Devleti sınırları içerisinde Balkanlar, Orta ve Doğu Anadolu, Ortadoğu bölgelerinde yaşayan Hıristiyan halklar ve bu arada özellikle Ermeniler arasında faaliyetlerde bulunuyor, çeşitli vilayetlerde okullar, hastaneler, yetimhaneler, huzurevleri, matbaalar kuruyordu. 1830 yılında Osmanlı Devleti'nin Amerika Birleşik Devletleri ile imzaladığı bir antlaşma ile Protestan misyonerlerin dini vaaz etme çalışmaları güvence altına alındı. 1836'da İstanbul'da ilk Protestan kilisesi kuruldu. Protestanlar İmparatorluğun dört bir yanına çeşitli dillerde basılmış İncilleri ulaştırdılar ve halka bedava dağıttılar. Bunlar arasında Ermenice, Ermeni harfli Türkçe ve Ermeni harfli Kürtçe İnciller önemli yer tutar.
Ermeni harfli Kürtçenin de Ermeni harfli Türkçeye benzer bir temelde gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Protestan misyonerler, hristiyan olmalarına rağmen Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde yaşadıkları için Ermeniceden ziyade Kürtçe konuşan Ermenilere yönelik olarak çok sayıda Ermeni harfli Kürtçe İncil yayınlamıştır.
Üzerinde yaşadığımız toprakların yüz yıl kadar önce şimdikinden çok daha zengin bir kültürel çeşitliliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi bir kısmı solmuş da olsa ana renkler olarak Türkler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Araplar... diye başlayarak uzun bir liste sayabiliyoruz. Ancak ara renkler olduğunu da unutmamak gerek: Türkçe konuşan ama Rum Ortodoks Kilisesine bağlı olan Karamanlılar, Kürtçe ya da Türkçe konuşan Ermeniler akla ilk gelenler. Bütün bu renkler nasıl kaybolmuştur? Örneğin yukarıda değindiğimiz İncilleri kullananlar, yani Kürtçe konuşan Ermeniler sonradan ne olmuştur? 1894-1896 ya da 1915'in acı olayları içinde tamamen yok mu olmuşlardır, zamanla dillerini yeniden öğrenerek Ermeni kültürüne tamamen dönmüşler midir, Müslümanlığa geçerek zamanla Kürtleşmişler ya da Türkleşmişler midir? Bu konu da aslında araştırmacılar tarafından izi sürülmeye değer bir konu olarak görünüyor.
OSMAN KÖKER
Ermeni kaynaklarından yaptığı araştırmalarla tarihciliğimize önemli katkılarda bulunan Kevork Pamukciyan'ın makale ve ansiklopedi yazılarını, Aras Yayıncılık olarak derliyoruz. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca 28 süreli yayın ve derleme kitapta basılmış 128 makale ile 4 ansiklopedide yayınlanmış 370 maddeyi Ermeni Kaynaklarından Tarihe Katkılar ana başlığında dört ciltte topladık. Geçtiğimiz ay çıkan ikinci cilt, Ermeni Harfli Türkçe Metinler adını taşıyor. Bu ciltte yer alan 29 makalede Pamukciyan, Ermeni alfabesiyle Türkçe yazılmış şiirleri, destanları, kitapları, gazeteleri, halk hik‰yelerini, resmi belgeleri inceliyor. Bu makalelerin başına, "Türkçenin Ermeni alfabesiyle yazımı hangi ihtiyaçtan doğmuştur", "hangi dönemde kimler tarafından kullanılmıştır", "ne tür eserler basılmıştır", "ne kadar yaygındır" türünden sorulara cevap oluşturacak bir giriş yazısı koymak ve örnek kitapların kapaklarından oluşan bir görsel bölüm hazırlamak amacıyla yaptığımız araştırma, bizi Ermeni harfli Türkçe yüzlerce kitaba ulaştırdı. Bu araştırma sırasında iki de Ermeni alfabesiyle Kürtçe yayınlanmış İncil'e rastladık. Her iki dilden örneklere de kitapta yer verdik.
İlk Kürtçe İncil
Ermeni harfli Kürtçe İncil'lerden biri 1857 tarihli ve Turkuaz Sahaf'tan Püzant Akbaş'ın koleksiyonunda bulunuyor. Kapağında yer alan Ermeni alfabesiyle Kürtçe yazıları Latin alfabesine şu şekilde çevirmek mümkün:
"İncil
Khodee Me İsa el Mesihe
Nıvısandın
Bı Deste Madteos Markos Lukas u Hanna
Lı Istambulda
Kayol
1857 "
Bu da şu şekilde Türkçeye çevrilebilir: "İncil / Rabbimiz İsa Mesih / Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'nın Eliyle Yazıldı / İstanbul / Kayol [Matbaası] / 1857."
1872 tarihli olan ikincisi ise Beyrut'ta yaşayan araştırmacı Garo Aprahamyan'ın koleksiyonunda bulunuyor. Kapağında yine Ermeni harfli Kürtçe olarak "Peymane No / e / Khoiye Ma İsa el Mesih / Lı Basmahanee / A. H. Boyacıyan tab bua / 1872 / Lı Isdambolda" yazılı. Bunu Türkçeye "Yeni Ahit / Rabbimiz İsa Mesih / A. H. Boyaciyan Basımevinde tab edilmiştir / 1872 / İstanbul" şeklinde çevirebiliriz.
Kitabımızın başına koyduğumuz, Rober Koptaş'ın "Ermeni Harfleriyle Türkçe" başlıklı yazısında da belirtildiği gibi, Türkçenin Ermeni harfleriyle yazımı, Türkçe konuşan, Ermeniceyi ya hiç bilmeyen ya da çok az bilen, Hıristiyanlık inancına bağlı Ermeni nüfusla yazı yoluyla iletişim kurmanın ve bu kitlenin aynı yolla kendini ifade etmesinin aracı olarak gelişmiştir. Ermeni harfli Türkçe, Ermeni kültürünü koruma ve yabancılaşmaya karşı koyma çabalarının ürünü olarak değerlendirilebileceği gibi, Ermenice bilmeyen, kendini Türkçe olarak ifade edebilen Ermeni nüfusun, Ermeni harfleri üzerinden kimlik aidiyetini sürdürerek kendisini yazıyla ifade etmesinin doğal sonucu olarak da kabul edilebilir. Ermeni harfli Türkçe yazma ve basma eserlerin yayılması, din, tarih ve edebiyat alanlarında geniş bir literatürün oluşması ve pek çok gazete ve derginin yayımlanması bu temel üzerinden açıklanabilir.
Ermeni harfli Türkçenin kullanımına aşuğların (Ermeni ‰şıkları) şiir ve destanlarında, yazılı edebiyat ürünlerinde, Batı edebiyatından çevirilerde, gazete ve dergilerde, mezar taşı kitabelerinde, çok dilli lügatlerde, İncil ve diğer dini kitaplarda rastlanmaktadır.
Çok kültürlü Osmanlı toplumunda kültürel alışverişi sağlamada Ermeni harfli Türkçe önemli bir rol oynamıştır. Ermeni harfli Kürtçe, Ermeni harfli Arapça, Ermeni harfli Türkçe yazma eserler sayesinde çeşitli milletlere mensup ‰şıkların, ozanların eserleri Ermeniler arasında yayılmış, aynı şekilde Ermeni aşık ve ozanlarının eserleri de farklı toplumlarca benimsenmiştir.
Kürtçe konuşan Ermeniler
Ermeni harfli Türkçe, dini alanda, bir yandan Katolik ve Protestan kiliseleri tarafından Gregoryen (Apostolik, Lusavorçagan) Ermeniler arasında Katolik ve Protestan inançlarını yaymak için kullanılırken, diğer yandan Gregoryen Ermenilerin bu mezhepler hakkındaki karşı-propaganda çalışmaları için de uygun bir zemin oluşturmuştur. Amerikan Protestan Kilisesi, American Board of Commissioners for Foreign Missions adlı kurum aracılığıyla Osmanlı Devleti sınırları içerisinde Balkanlar, Orta ve Doğu Anadolu, Ortadoğu bölgelerinde yaşayan Hıristiyan halklar ve bu arada özellikle Ermeniler arasında faaliyetlerde bulunuyor, çeşitli vilayetlerde okullar, hastaneler, yetimhaneler, huzurevleri, matbaalar kuruyordu. 1830 yılında Osmanlı Devleti'nin Amerika Birleşik Devletleri ile imzaladığı bir antlaşma ile Protestan misyonerlerin dini vaaz etme çalışmaları güvence altına alındı. 1836'da İstanbul'da ilk Protestan kilisesi kuruldu. Protestanlar İmparatorluğun dört bir yanına çeşitli dillerde basılmış İncilleri ulaştırdılar ve halka bedava dağıttılar. Bunlar arasında Ermenice, Ermeni harfli Türkçe ve Ermeni harfli Kürtçe İnciller önemli yer tutar.
Ermeni harfli Kürtçenin de Ermeni harfli Türkçeye benzer bir temelde gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Protestan misyonerler, hristiyan olmalarına rağmen Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde yaşadıkları için Ermeniceden ziyade Kürtçe konuşan Ermenilere yönelik olarak çok sayıda Ermeni harfli Kürtçe İncil yayınlamıştır.
Üzerinde yaşadığımız toprakların yüz yıl kadar önce şimdikinden çok daha zengin bir kültürel çeşitliliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi bir kısmı solmuş da olsa ana renkler olarak Türkler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Araplar... diye başlayarak uzun bir liste sayabiliyoruz. Ancak ara renkler olduğunu da unutmamak gerek: Türkçe konuşan ama Rum Ortodoks Kilisesine bağlı olan Karamanlılar, Kürtçe ya da Türkçe konuşan Ermeniler akla ilk gelenler. Bütün bu renkler nasıl kaybolmuştur? Örneğin yukarıda değindiğimiz İncilleri kullananlar, yani Kürtçe konuşan Ermeniler sonradan ne olmuştur? 1894-1896 ya da 1915'in acı olayları içinde tamamen yok mu olmuşlardır, zamanla dillerini yeniden öğrenerek Ermeni kültürüne tamamen dönmüşler midir, Müslümanlığa geçerek zamanla Kürtleşmişler ya da Türkleşmişler midir? Bu konu da aslında araştırmacılar tarafından izi sürülmeye değer bir konu olarak görünüyor.
POLONYA ERMENILERI'NIN 1000 YILLIK GECMISI
Polonya'da yasayan Ermeniler'in ataları, Kırım yarimadasindan goç ederek gelmislerdi .Oldukça kalabalik olan Ermeni nufusuna yonelik olarak batili kaynaklarda belgeler mevcuttur .Kirim yarimadasi eskiden "Ermenistan Denizi" olarak isimlendirilmisti.Polonya'ya goç eden Ermeniler Galiçya ile Podolya bolgelerine yerlesmislerdi.Xl yuzyilda ilk Mogol saldirilari ile birlikte goç etmek zorunda kalan Ermeniler yerel halki olusturan Ukraynali Ortodokslar tarafindan memnuniyetle karşılandılar.Daha sonra bu iki bolge XIV yuzyilin ikinci yarisinda Polonya Kralligi tarafindan isgal edilince, Ermeniler belli bir özerklik statusu aldilar ,Katolik mezhebi'nin yer yer Ermeni Apostoliklere yonelik baskilari yerlesmeye basladiginda Ermenilere yonelik mezhep baskilari olustu.
Polonya Kilisesi'nin guç gosterisi ve her turlu baskisi neticesinde Ermeni Apostolik Kilisesi Katolik Kilisesine ait degerleri ve gelenekleri kabullenmisti .Ermeni Kiliseleri kapatilmis, Ermeni Apostolik Kilisesine ozgu Dini ritueller Katolik usullerine gore yapilmaya baslanmis, Katolik inanci dogrultusunda yetki sahibi olan Nicolas Toroseviç'in buyuk etkisi bulunuyordu.Ermeni ileri gelenleri Polonya makamları tarafından yargı ve icra islerinde gorevlendieilmislerdi.Ermeniler'in cenazelerinde Ermeni Din adamlarinin gorev almasi yasaklandi ,Aileler Cenazelerinin Katolik Din adamlari tarafindan gomulmesine karsi geldikleri için cenazelerini Ermeni Apostolik Din adamlarinin seçilecegi umuduyla bodrumlarinda sakliyorlardi.
Polonya'nin uygulamalarina karsi olan Ermeniler'den genç yasta olan bilgin ve Filosof Stepanos Lehatsi doneminin aydinlik ve parlak yuzlerinden biriydi , XVII yuzyilda Eçmiadzin'e yerleserek Ermeni kulturu ve tarihi açisindan onemli rol ustlenmis ,Kuran'i Ermeni dili ile Latin alfabesi kullanarak çevirmistir.
Ancak, aynı zamanda toplumda bir gerileme yasandigini dikkate almak gerekmekte , önemli ticaret yolları değişti ,Okyanuslar ticaret guzergahi olarak daha yogun kullanilmaya baslandi 1620-1621 Khotin'de Turk-Polonya savasi Ermeniler açisindan kotu sonuçlar dogurdu.
Onsekizinci yuzyilda Polonya'da yuzbinlerce Ermeni yasiyordu, Ermeni toplumu hala Ermeni kimligine bagliydi ,egitime onem veriyorlardi. Polonya Ermenileri Daglik Ermenistan'da Osmanli'ya karsi 1722'de direnis gosteren David Beg'e destek olmaktaydilar, Polonya Ermeni Katolik liderleri Venedik'te Mekitaristlerin Kongrelerini katiliyorlardi, Rahipler asimilasyona karsi Ermenilik bilincini yasatmaya çalismaktaydilar.
Ondokuzuncu yuzyilda Polonya'da Plonyali kimligini kabullenmis aileler mevcuttu ,ancak bu aileler kimliklerinin bilincindeydiler ozellikle yuksek egitimli olanlar kimliklerini yasatmaktaydilar .Yazarlar, akedemisyenler,bilim adamlari , tarihçler Polonya Ermeni toplumnun aydinlik yuzleriydi Yazarlar kitaplarini Ingilizce, Fransizca, Rusca Ermenice Italyanca, Almanya Lehçe olarak kaleme aliyorlardi ,bugun Lvov'da Ermeni mahallesinde'ki klasik burjuva evler ve Lvov Ermeni Katedrali her zaman gorulmeye deger yerlerin basinda gelmekte.
Polonya Kilisesi'nin guç gosterisi ve her turlu baskisi neticesinde Ermeni Apostolik Kilisesi Katolik Kilisesine ait degerleri ve gelenekleri kabullenmisti .Ermeni Kiliseleri kapatilmis, Ermeni Apostolik Kilisesine ozgu Dini ritueller Katolik usullerine gore yapilmaya baslanmis, Katolik inanci dogrultusunda yetki sahibi olan Nicolas Toroseviç'in buyuk etkisi bulunuyordu.Ermeni ileri gelenleri Polonya makamları tarafından yargı ve icra islerinde gorevlendieilmislerdi.Ermeniler'in cenazelerinde Ermeni Din adamlarinin gorev almasi yasaklandi ,Aileler Cenazelerinin Katolik Din adamlari tarafindan gomulmesine karsi geldikleri için cenazelerini Ermeni Apostolik Din adamlarinin seçilecegi umuduyla bodrumlarinda sakliyorlardi.
Polonya'nin uygulamalarina karsi olan Ermeniler'den genç yasta olan bilgin ve Filosof Stepanos Lehatsi doneminin aydinlik ve parlak yuzlerinden biriydi , XVII yuzyilda Eçmiadzin'e yerleserek Ermeni kulturu ve tarihi açisindan onemli rol ustlenmis ,Kuran'i Ermeni dili ile Latin alfabesi kullanarak çevirmistir.
Ancak, aynı zamanda toplumda bir gerileme yasandigini dikkate almak gerekmekte , önemli ticaret yolları değişti ,Okyanuslar ticaret guzergahi olarak daha yogun kullanilmaya baslandi 1620-1621 Khotin'de Turk-Polonya savasi Ermeniler açisindan kotu sonuçlar dogurdu.
Onsekizinci yuzyilda Polonya'da yuzbinlerce Ermeni yasiyordu, Ermeni toplumu hala Ermeni kimligine bagliydi ,egitime onem veriyorlardi. Polonya Ermenileri Daglik Ermenistan'da Osmanli'ya karsi 1722'de direnis gosteren David Beg'e destek olmaktaydilar, Polonya Ermeni Katolik liderleri Venedik'te Mekitaristlerin Kongrelerini katiliyorlardi, Rahipler asimilasyona karsi Ermenilik bilincini yasatmaya çalismaktaydilar.
Ondokuzuncu yuzyilda Polonya'da Plonyali kimligini kabullenmis aileler mevcuttu ,ancak bu aileler kimliklerinin bilincindeydiler ozellikle yuksek egitimli olanlar kimliklerini yasatmaktaydilar .Yazarlar, akedemisyenler,bilim adamlari , tarihçler Polonya Ermeni toplumnun aydinlik yuzleriydi Yazarlar kitaplarini Ingilizce, Fransizca, Rusca Ermenice Italyanca, Almanya Lehçe olarak kaleme aliyorlardi ,bugun Lvov'da Ermeni mahallesinde'ki klasik burjuva evler ve Lvov Ermeni Katedrali her zaman gorulmeye deger yerlerin basinda gelmekte.
Etiketler:
POLONYA ERMENILERI'NIN 1000 YILLIK GECMISI
HINDISTAN ERMENI TOPLUMU TARIHI
Aynı cografyada bulunan ve binlerce senelik geçmişileriyle, Hindistan Ermenistan arasındaki politik, kültürel ve ticari ilişgilerin Ermeni tarihinde önemli bir yeri vardır. Bu iki toplumun ilişkileri üzerine Ermeni yazarlar tarafından yazılan 30’un üzerinde kitap bulunmakta ve günümüzde halen bu konunun ele alındığı kitaplar yazılmaktadır. Bu kitapların kuşkusuz en önemlisi 15 Mart 1871 yılında İran’ın İsfahan şehrinde doğan ve 31 Ocak 1929 yılında Hindistan’ın Kolkata (Calcutta) şehrinde ölen Ermeni tarihci Mesrovb Seth Jacob’un 1897 yılında yazdığı “Armenians in India, from the earliest times to the present day” (Başlangıçdan günümüze Hindistan Ermeni tarihi)’ adlı kitapdır. Bu kitap ve günümüzde kilise kayıtları, mezarlar, Hindistan arşivleri incelenerek yazılan birçok kitap sayesinde, Hindistan’da önemli bir Ermeni toplumu oldugu, bu toplumun çok önemli yerlerde bulundukları ve Hindistan halkı tarafından saygı gördükleri karşımıza çıkan ilk gerçektir.
İlk Tarihi belgeler ve Hintliler’in Ermenistan’a yerleşimi
Ermenistan Hindistan ilişkileri, bazı tarihcilerin teyorilerine göre İ.Ö. 2000 yılında Asuri kıraliçesi Semramis dönemine kadar uzanmaktadır. Bazı kaynaklar ise ilk Ermeni Hindistan ilişkisinin Büyük İskenderin zamanında, Büyük İskender’in Ordusunda görev yapan Ermeni askerler sayesinde başladıgını yazsada bu iki teyoriyi ispat edecek bir kanıt bulunamamıştır. Ermeniler’in ilk Hindistan’a ayak basmasının yazılı tarihi ise Yunan kaynaklarında bulunmaktadır. Yunan tarihci ve gezgin Xenophon (İ.Ö. 430-355), ‘Cyropaedia’ adını verdiği İran gezisi sırasında, Hindistan’da bulunan Ermeni gezginler olduğu ve bu kişilerin Hindistan’la ticaret yaptıklarını yazar. Aynı tarihci Hindistan ordusunda görev yapan Ermeni askerler olduğunu da belirtmiştir. İran Şahı Kyrus (İ.Ö. 558-550) Hindistan’dan madii yardım edinmek amacıyla yolamak istedigi elçiye yol göstermek için Ermeniler’i ve Khalt’ları kulanmış. Hindistan’a giden yolları iyi bilen ve Hindistan kıraliyet ailesi ile yakın ilişgi içinde olan Ermeniler, İran kıralının elçilerini Hindistan’a götürüp Hindistan kıralı ile görüşmelerini sağlamışlar. Bu da Ermenilerin İ.Ö. 5. yüzyıl öncesi Hindistan’a sık sık yolculuk etiklerini göstermektedir. İran kıralı Kyrus’un Ermeni kıralına yoladığı mektup: ‘Ermeni Kıralı ve siz Khalt’lar! eger benim adamlarımdan birini Hindistan kıralına yolar isem, yolları göstermek için ve istedigimi Hindistan kıralına anlatıp, onu ikna etmek için benim elçimle beraber Hindistan’a birini yolarmısız?’ Ermenilerin eşlik etiği İran delegesi Hindistan’dan istenilen madii yardımı almıştır. Günümüzde Xenophon’un yazdığı kitapdan alınarak tercüme edilen bu mektup dışında, İran Kırallarının Hindistan’a elçilerini başka zamanlarda da Ermeniler aracılığıyla yoladığı da aynı kitapta belirtilmiştir. Bu bilgilerden Ermeniler’in 2500 seneden daha fazla bir süredir Hindistan’a sık sık yolculuk yapdığı anlaşılmaktadır.
Hindistanlılar’ın Ermenistan’a yerleşmesi ise Hıristiyanlığın ilk din adamı olarak tarihe geçen Krikor Lusavoriç’in öğrencilerinden olan Zenob (Zenobius) Glak’ın 4. yüzyılda Süryanice olarak yazdığı ‘Taron (Muş)’un Tarihi’ adlı eserinde ilk olarak belirtilmiştir. Zenob, İ.Ö. 149 yılında Hindistan kıraliyet ailesinden Gissaneh ve Demeter adlarında iki prensin kendilerine suikast yapılacağını öğrenmeleri üzerine aileleri ve birçok takipcileriyle beraber Ermenistan’a sığındığını yazmıştır. Kıraliyet ailesi tarafından karşılanan prensler kıralın emri ile Taron bölgesine yerleştirilmiş. Prens ve diğer Hindistanlılar’ın yerleştiği yere Ejderha anlamına gelen ‘Vişap’ adı verilmiştir. Şehrin bir diğer adı ise Ermenice’de yılan anlamına gelen ‘otsz’’dur ve şehirde yılan şekileri bulunmaktaydı.
Zenob verdiği bilgilerde perensler bir kaç yıl sonra Ermenistan’ın tapınaklarıyla ünlü Aştişat şehrinde bir Hint tapınağı inşaa ederler. 15 yıl sonra kıral iki prensi bilinmeyen bir sebepten dolayı öldürtür ve oğuları Kuars, Meghtes ve Horean’ı Ermenistan’da bulunan Hint toplumunun başına geçirir. Kuars kendi isminde bir Şehir, Meghtes Meghti adında bir köy, Horean ise Palunies bölgesinde Horeans adlı bir köy yaptır. Üç kardeşler daha sonraları Karki şehrinde Babaları Gissaneh ve Demeter’in anısına bir Hint tapınağı yaptırırlar. Hint din adamlarının yönetiği bu tapınakta bulunan bronz heykeller günümüze kadar ulaşmasada, kardeşlerin sonradan kurdukları 20 köy Ermenistan’ın Taron bölgesinde kendi isimleriyle 19. yüzyın yarısına kadar ulaşabilmişti. Ermenistan Taron bölgesinde 20. yüzyılın başlarına kadar Hıntkastan (Hindistan) isminde bir köy dışında Van Vilayeti'nin Hayots Dzor bölgesinde de aynı isimde bir başka köy bulunmakta, Hindubek, Hindu, Hindukhanum, Hindumelik gibi isimler Taron Ermenileri tarafından kulanılmaktaydı.[2] Yine Taron ve çevre bölgelerde Hintce şarkılar söylenip, Hindistan folklorundan ‘Demeter’ oyunları oynanmaktaydı.
Zenob’un verdiği bilgilerde Ermenistan’da yaşayan Hindistanlı’lar ve Ermeni kıralı Tiridates (Dırtat)’ın orduları arasında 301 senesinden sonra savaşlar olmuş ve Ermeni orduları Hindistalılar’ı maglup etmiştir. En ufak ayrıntılarına kadar yazılan bu savaşlarda Zenob, Hindistanlılar’ın üç ayrı ordusu olduğunu ve birbirlerine yardım etiklerini yazar. Ermenistan’a yerleşen ve sayıları 15.000 [4] bulan Hintliler, savaşlar ve Hint tapınaklarının yıkılıp yerlerine kiliseler yapılması sonucu Ermenistan’ı terk etmiştir. Bu toplum Hıristiyanlaştırılmak istenmiş Navasart (Eski Ermeni inanışında Ağustos ayında kutlanan yılbaşı)’ın ilk gününde erkekler ile çocuklar bir, kadınlar ise başka bir yerlerde vaftiz edilmiş, kıral karşı çıksada saç uzatmalarına din adamları tarafından izin verilmişsede toplum Hıristiyanlığa sadık kalmamışlardır. Sayıları beş bin kadar olan topluluk ilk Kyiv denilen bir köy inşaa etmiş fakat sonradan Mamgun adında bir papazın eşliğinde Hindistan’ın Puncap bölgesine yerleşmişlerdir. Ermenice konuşan bu topluluk yanlarında birçok Ermenice kitap götürmüşlerdir. Bu kitaplar 301 tarihinden sonra yok edilen kitaplar ve diğer yazılar göz önünde bulundurulsa büyük önem taşımaktadır. Çoğu tarihciler Puncap bölgesinde yaşıyan Hintlilerin aslen Ermeni olduğuna inanır. Ermenistan’da 450 seneden fazla bir yaşam süren bu toplum Ermeniler ile karışıp asimle olmuştur. Zira Puncap Hintliler’i diğer Hindistan toplumundan farklıdır ve fizikleri, karakterleri ve alışkanlıklarıyla Ermeniler’e benzerler.
Vişap/Otsz şehrindeki tapınaklarında sonu da diğer tapınaklar gibi olmuştur. Gecenin karanlığında Hintli rahipler tapınaklarda bulunan heykel ve değerli eşyaları alıp Aştişat bölgesinde bulunan Hintliler’den yardıma gelmeleri için haber yollamışlar fakat ertesi gün Ermeni ordusu tarafından öldürülmüşler. Savaşdan sonra yapılan ve savaş alanına dikilen taşta şunlar yazmaktaydı ‘Birinci saldırı çok çetin geçmiştir. Ordunun başındaki papaz Artzan/Arjun ve bin otuz sekis asker ölmuştür. Bu savaşı Hıristiyanlık adına Gıssahne’ye inananlara karşı vermişizdir’. Bu iki tapınağın yerine Surp (Aziz) Krikor Lusavoriç’in Gesaria/Gesarya (Kayseri)’den getirtiği Aziz John ve şehit Athanagineh adına yapılan ve sonradan yıkılan türbelerin kalıntıları ile bir manastır yaptırtır. Muş şehrinde bulunan bu manastır bir müddet Hırimyan Hayrig’in de dini liderliğini yaptığı ünlü Surp Garabed manastırıdır. Manastır yakınlarında Otsz adında birde köy bulunmakta idi.
5. yüzyılda yaşamış Ermeni tarihci Agathangueghos Ermeni kıralının tacı için Hindistan’dan binbir güçlüklerle değerli taşlar getitirdiğini yazar. 12. yüzyıl tarihcilerinden Urhayetsi kıral Sımpat’ın Hindistan’dan 80.000 altın lira ödüyerek, zamanın Ermeni başkenti Ani’de bulunan ana kiliseye kıristal şamdan getitdirdiğin şahit olmuş. İki hükümet arasındaki ticari ilişgiler dışında, Ermeni tücarların Hindistan’a mal satıkları birçok belgelerde belirtilmiş olup, iki toplum arasındaki ilişgilerde ticaretin öne çıktığı görülmekte. Hindistan ile ticaretin önemini idrak eden Ermeni kıralarından biri, Ermenistan’dan Hindistan’a giden yol üzerinde ticaret merkezi görevini gören bir şehir işaa etirdiği bilinir.
İlk Tarihi belgeler ve Hintliler’in Ermenistan’a yerleşimi
Ermenistan Hindistan ilişkileri, bazı tarihcilerin teyorilerine göre İ.Ö. 2000 yılında Asuri kıraliçesi Semramis dönemine kadar uzanmaktadır. Bazı kaynaklar ise ilk Ermeni Hindistan ilişkisinin Büyük İskenderin zamanında, Büyük İskender’in Ordusunda görev yapan Ermeni askerler sayesinde başladıgını yazsada bu iki teyoriyi ispat edecek bir kanıt bulunamamıştır. Ermeniler’in ilk Hindistan’a ayak basmasının yazılı tarihi ise Yunan kaynaklarında bulunmaktadır. Yunan tarihci ve gezgin Xenophon (İ.Ö. 430-355), ‘Cyropaedia’ adını verdiği İran gezisi sırasında, Hindistan’da bulunan Ermeni gezginler olduğu ve bu kişilerin Hindistan’la ticaret yaptıklarını yazar. Aynı tarihci Hindistan ordusunda görev yapan Ermeni askerler olduğunu da belirtmiştir. İran Şahı Kyrus (İ.Ö. 558-550) Hindistan’dan madii yardım edinmek amacıyla yolamak istedigi elçiye yol göstermek için Ermeniler’i ve Khalt’ları kulanmış. Hindistan’a giden yolları iyi bilen ve Hindistan kıraliyet ailesi ile yakın ilişgi içinde olan Ermeniler, İran kıralının elçilerini Hindistan’a götürüp Hindistan kıralı ile görüşmelerini sağlamışlar. Bu da Ermenilerin İ.Ö. 5. yüzyıl öncesi Hindistan’a sık sık yolculuk etiklerini göstermektedir. İran kıralı Kyrus’un Ermeni kıralına yoladığı mektup: ‘Ermeni Kıralı ve siz Khalt’lar! eger benim adamlarımdan birini Hindistan kıralına yolar isem, yolları göstermek için ve istedigimi Hindistan kıralına anlatıp, onu ikna etmek için benim elçimle beraber Hindistan’a birini yolarmısız?’ Ermenilerin eşlik etiği İran delegesi Hindistan’dan istenilen madii yardımı almıştır. Günümüzde Xenophon’un yazdığı kitapdan alınarak tercüme edilen bu mektup dışında, İran Kırallarının Hindistan’a elçilerini başka zamanlarda da Ermeniler aracılığıyla yoladığı da aynı kitapta belirtilmiştir. Bu bilgilerden Ermeniler’in 2500 seneden daha fazla bir süredir Hindistan’a sık sık yolculuk yapdığı anlaşılmaktadır.
Hindistanlılar’ın Ermenistan’a yerleşmesi ise Hıristiyanlığın ilk din adamı olarak tarihe geçen Krikor Lusavoriç’in öğrencilerinden olan Zenob (Zenobius) Glak’ın 4. yüzyılda Süryanice olarak yazdığı ‘Taron (Muş)’un Tarihi’ adlı eserinde ilk olarak belirtilmiştir. Zenob, İ.Ö. 149 yılında Hindistan kıraliyet ailesinden Gissaneh ve Demeter adlarında iki prensin kendilerine suikast yapılacağını öğrenmeleri üzerine aileleri ve birçok takipcileriyle beraber Ermenistan’a sığındığını yazmıştır. Kıraliyet ailesi tarafından karşılanan prensler kıralın emri ile Taron bölgesine yerleştirilmiş. Prens ve diğer Hindistanlılar’ın yerleştiği yere Ejderha anlamına gelen ‘Vişap’ adı verilmiştir. Şehrin bir diğer adı ise Ermenice’de yılan anlamına gelen ‘otsz’’dur ve şehirde yılan şekileri bulunmaktaydı.
Zenob verdiği bilgilerde perensler bir kaç yıl sonra Ermenistan’ın tapınaklarıyla ünlü Aştişat şehrinde bir Hint tapınağı inşaa ederler. 15 yıl sonra kıral iki prensi bilinmeyen bir sebepten dolayı öldürtür ve oğuları Kuars, Meghtes ve Horean’ı Ermenistan’da bulunan Hint toplumunun başına geçirir. Kuars kendi isminde bir Şehir, Meghtes Meghti adında bir köy, Horean ise Palunies bölgesinde Horeans adlı bir köy yaptır. Üç kardeşler daha sonraları Karki şehrinde Babaları Gissaneh ve Demeter’in anısına bir Hint tapınağı yaptırırlar. Hint din adamlarının yönetiği bu tapınakta bulunan bronz heykeller günümüze kadar ulaşmasada, kardeşlerin sonradan kurdukları 20 köy Ermenistan’ın Taron bölgesinde kendi isimleriyle 19. yüzyın yarısına kadar ulaşabilmişti. Ermenistan Taron bölgesinde 20. yüzyılın başlarına kadar Hıntkastan (Hindistan) isminde bir köy dışında Van Vilayeti'nin Hayots Dzor bölgesinde de aynı isimde bir başka köy bulunmakta, Hindubek, Hindu, Hindukhanum, Hindumelik gibi isimler Taron Ermenileri tarafından kulanılmaktaydı.[2] Yine Taron ve çevre bölgelerde Hintce şarkılar söylenip, Hindistan folklorundan ‘Demeter’ oyunları oynanmaktaydı.
Zenob’un verdiği bilgilerde Ermenistan’da yaşayan Hindistanlı’lar ve Ermeni kıralı Tiridates (Dırtat)’ın orduları arasında 301 senesinden sonra savaşlar olmuş ve Ermeni orduları Hindistalılar’ı maglup etmiştir. En ufak ayrıntılarına kadar yazılan bu savaşlarda Zenob, Hindistanlılar’ın üç ayrı ordusu olduğunu ve birbirlerine yardım etiklerini yazar. Ermenistan’a yerleşen ve sayıları 15.000 [4] bulan Hintliler, savaşlar ve Hint tapınaklarının yıkılıp yerlerine kiliseler yapılması sonucu Ermenistan’ı terk etmiştir. Bu toplum Hıristiyanlaştırılmak istenmiş Navasart (Eski Ermeni inanışında Ağustos ayında kutlanan yılbaşı)’ın ilk gününde erkekler ile çocuklar bir, kadınlar ise başka bir yerlerde vaftiz edilmiş, kıral karşı çıksada saç uzatmalarına din adamları tarafından izin verilmişsede toplum Hıristiyanlığa sadık kalmamışlardır. Sayıları beş bin kadar olan topluluk ilk Kyiv denilen bir köy inşaa etmiş fakat sonradan Mamgun adında bir papazın eşliğinde Hindistan’ın Puncap bölgesine yerleşmişlerdir. Ermenice konuşan bu topluluk yanlarında birçok Ermenice kitap götürmüşlerdir. Bu kitaplar 301 tarihinden sonra yok edilen kitaplar ve diğer yazılar göz önünde bulundurulsa büyük önem taşımaktadır. Çoğu tarihciler Puncap bölgesinde yaşıyan Hintlilerin aslen Ermeni olduğuna inanır. Ermenistan’da 450 seneden fazla bir yaşam süren bu toplum Ermeniler ile karışıp asimle olmuştur. Zira Puncap Hintliler’i diğer Hindistan toplumundan farklıdır ve fizikleri, karakterleri ve alışkanlıklarıyla Ermeniler’e benzerler.
Vişap/Otsz şehrindeki tapınaklarında sonu da diğer tapınaklar gibi olmuştur. Gecenin karanlığında Hintli rahipler tapınaklarda bulunan heykel ve değerli eşyaları alıp Aştişat bölgesinde bulunan Hintliler’den yardıma gelmeleri için haber yollamışlar fakat ertesi gün Ermeni ordusu tarafından öldürülmüşler. Savaşdan sonra yapılan ve savaş alanına dikilen taşta şunlar yazmaktaydı ‘Birinci saldırı çok çetin geçmiştir. Ordunun başındaki papaz Artzan/Arjun ve bin otuz sekis asker ölmuştür. Bu savaşı Hıristiyanlık adına Gıssahne’ye inananlara karşı vermişizdir’. Bu iki tapınağın yerine Surp (Aziz) Krikor Lusavoriç’in Gesaria/Gesarya (Kayseri)’den getirtiği Aziz John ve şehit Athanagineh adına yapılan ve sonradan yıkılan türbelerin kalıntıları ile bir manastır yaptırtır. Muş şehrinde bulunan bu manastır bir müddet Hırimyan Hayrig’in de dini liderliğini yaptığı ünlü Surp Garabed manastırıdır. Manastır yakınlarında Otsz adında birde köy bulunmakta idi.
5. yüzyılda yaşamış Ermeni tarihci Agathangueghos Ermeni kıralının tacı için Hindistan’dan binbir güçlüklerle değerli taşlar getitirdiğini yazar. 12. yüzyıl tarihcilerinden Urhayetsi kıral Sımpat’ın Hindistan’dan 80.000 altın lira ödüyerek, zamanın Ermeni başkenti Ani’de bulunan ana kiliseye kıristal şamdan getitdirdiğin şahit olmuş. İki hükümet arasındaki ticari ilişgiler dışında, Ermeni tücarların Hindistan’a mal satıkları birçok belgelerde belirtilmiş olup, iki toplum arasındaki ilişgilerde ticaretin öne çıktığı görülmekte. Hindistan ile ticaretin önemini idrak eden Ermeni kıralarından biri, Ermenistan’dan Hindistan’a giden yol üzerinde ticaret merkezi görevini gören bir şehir işaa etirdiği bilinir.
BREZILYA ERMENILERI
Brezilya da ki Ermenistan konsolosluguna gore ulkede 100.000 Ermeni yasamakta ve bu nufusun 70.000'ni São Paulo'da yerlesik durumda.
Brezilya'ya göç eden Ermeniler çoğunlukla São Paulo, şehiri çevresine yerlesmislerdir burada kiliseler, kültür merkezleri, ve Armenia isimli bir Metro Istasyonu bulunmaktadir.Brezilya Ermeni toplumu ozellikle São Paulo sehri uzerinde gozle gorulur olumlu ve guçlu bir etki birakmistir. Ermeni asıllı sahsiyetler sanat ve siyaset dalinda etkindirler, Senatör Pedro Pedrossian, oyuncu Balabanian ve aktör Stepan Nercessian gibi ünlü sahsiyetleri ornek verebiliriz.
Ermeni'ler türkiyeden 1926 yilindan itibaren Brezilya 'ya dogru uzun bir goçe koyuldular, Brezilya'ya goç eden Ermeniler hiç bir destek almadan gelmislerdi hatta ilk gelenlerden bazilari bu tropikal topraklarda ilk gunlerde oldukça zorluklarla karsilastilar.
Ermeniler sehir merkezine ve etrafina yerlesiyordu ,evlerinde yaptiklari urunleri 24 Mart sokaginda ki pazarlarda musterilere satarak geçiniyorlardi .
Daha sonralari ayakabi sektorunde gozle gorulur gelismeler yasandi Besni, Clovis ve Sarah magazalari Ermeni kokenli Chofakian ailesine aitti.Bugün, Pines, Parki ve Santana gibi mahallelerde Ermenilerin çok sayıda is yerleri bulunmakta, giysi sektörlerde Kherlakian ailesi, Versace, Roberto Cavali ,Christian Dior gibi markalarin satisini yapan Boghosian Magazalari ve mücevher sektorunde Vartanian ailesini sayabiliriz.
Brezilya'ya göç eden Ermeniler çoğunlukla São Paulo, şehiri çevresine yerlesmislerdir burada kiliseler, kültür merkezleri, ve Armenia isimli bir Metro Istasyonu bulunmaktadir.Brezilya Ermeni toplumu ozellikle São Paulo sehri uzerinde gozle gorulur olumlu ve guçlu bir etki birakmistir. Ermeni asıllı sahsiyetler sanat ve siyaset dalinda etkindirler, Senatör Pedro Pedrossian, oyuncu Balabanian ve aktör Stepan Nercessian gibi ünlü sahsiyetleri ornek verebiliriz.
Ermeni'ler türkiyeden 1926 yilindan itibaren Brezilya 'ya dogru uzun bir goçe koyuldular, Brezilya'ya goç eden Ermeniler hiç bir destek almadan gelmislerdi hatta ilk gelenlerden bazilari bu tropikal topraklarda ilk gunlerde oldukça zorluklarla karsilastilar.
Ermeniler sehir merkezine ve etrafina yerlesiyordu ,evlerinde yaptiklari urunleri 24 Mart sokaginda ki pazarlarda musterilere satarak geçiniyorlardi .
Daha sonralari ayakabi sektorunde gozle gorulur gelismeler yasandi Besni, Clovis ve Sarah magazalari Ermeni kokenli Chofakian ailesine aitti.Bugün, Pines, Parki ve Santana gibi mahallelerde Ermenilerin çok sayıda is yerleri bulunmakta, giysi sektörlerde Kherlakian ailesi, Versace, Roberto Cavali ,Christian Dior gibi markalarin satisini yapan Boghosian Magazalari ve mücevher sektorunde Vartanian ailesini sayabiliriz.
SURP ASTVATSATSİN veya VERAPOKHUM YORTUSU
Meyrem Ana veya göğe alınış yortusu.. Ermenilerin hristiyan olmadığı çağlarından beri kutlanagelen ve yeni yıl (ürünlerin kutsanması) günü üzerine Meyrem ana nın vucudunun (göğe alınışı) yortusu. Hristiyanlığın kabulünden sonra yeni yıl kutlamaları İsa mesih in doğum gününe bağlanırken kuzey yarım küresi için bolluk bereket günleri olan Ağustos ortalarına (eski =NAVASART) da Astvatsatsin (Meyrem ana)ya da Verapokhum (Göğealınış) bayramı yerleştirilmiş. Bunun bir nedeni de Kutsal meyrem in vefatının Ermenilerin en önemli tanrıçası olan Anahit gününe rastlamasıdır. Böylece de Anahit tanrıçanın yerine hıristiyanlık sonrası tüm dua ve ilahiler Meyrem Ana ya ithaf edilmiş, Astvatsatsin kadınlar için en önemli bayram olagelmiş, dahası isim günleri olmayan kadın adları bu bayram ve onu takip eden günlerde kutlanmıştır. İlk gün Maryam ikinci gün Taguk, üçüncü gün Srpuk, dördüncü gün Paystar, beşinci gün Yeranik, altıncı gün Hamasik, (hamaspür), yedinci gün Antaram, sekizinci gün Tiruk (Tiruhi), dokuzuncu gün ise Margrit isimleri kutlanır. Bu günün arifesinde, Deray (papaz) sağ eline makas sol eline haç alıp tören giysileriyle ve yardımcıları eşliğinde, mumlar veya kandiller yakarak manastır olan yerlerde manastır bahçesine, olmayan köy veya kasabalarda ise muhtarın ya da köy ağasının bağına gidip açık hava ayini (andastan) icra eder. Daha sonra bir salkım üzüm kesip Tanrı nın bağları, Nuh Peygamberin gemisi, Hz. Musa nın ilk mabedi, İsa nın Haçı, Meryem Ana nın gözyaşı ve Aziz Grigor un imanı ile kutsar. Böylece bağların her dem yeşil ve salkımların dopdolu olacağına inanılır. Bu kutsamadan sonra bağlardan üzümler toplanır, ancak ertesi gün, kilisede Maştotz ile (Ayinler Kitabı) kutsanmadıkca üzüm yenmez. Kutsanan ilk üzüm salkımlarından, kuşların da mahrum kalmaması için Ayazmalara (Lusağpür kutsal pınar) ve Haçkarların üzerine bırakılır. Aynı üzümden şarap fıçılarına da atılır, bir salkım da evlerde bereket niyetine ertesi yıla kadar saklanır.
Verapokhum Yortusu
Surp Guys Maryam’ı andığımız en büyük yortu O’nun göğe alınmasını kutladığımız Verapokhum yortusudur. Kilisemiz bu yortuyu 15 Ağustos tarihine en yakın Pazar günü kutlar. Bugünde aynı zamanda tarlaların verimli olması dileğiyle en asil meyve olarak kabul edilen üzüm de kutsanır.
Surp Guys Maryam kimdir? Bu sorunun yanıtı çok basittir, O Rabb’i içinde taşıyandır. Rabb O’nu sınırsız lütuflarıyla seçmiş ve bereketlemiştir. Surp Maryam bu şekilde Kutsal Ruh’tan gebe kalarak Dünya’yı kurtaracak olan Tanrı’nın oğlunu Dünya’ya getirmiştir. O,görev ve sorumluluklarına sıkıca bağlı, Tanrı korkusu ve sevgisi ile dolu Rabb’e itaat eden ve Tanrı’nın isteğini alçakgönüllülükle yerine getiren sadık planıdır.
Kilise bu yortuyla sadece Maryam Ana’nın kutsal anısını hatırlatmakla kalmaz, aynı zamanda O’nun örnek analığını da hatırlatır.
Kutsal Kilise Maryam Ana’ya armağan edilen tüm yortuları coşkuyla kutlamaya devam edecektir. O,tüm inananlar için sınırsız bir esin kaynağıdır. O,karanlık Dünya’mızın aydınlanmasını sağlayan, Rabb’in ışığını bizlere ulaştıran penceredir. Rabb’i taşıyan Maryam kutsal ve verimli bir toprak misali kendini tamamen açmış ve tüm insanlığı kurtaracak olan esenlik ve sevgi Prensi Hisus Krisdos’u Dünya’ya getirmiştir. Bu nedenle O,tüm zamanlar boyunca ve herkes tarafından övülmeye layıktır. Surp Guys Maryam’ın büyüklüğü O’nu alçakgönüllülüğümde ve mütevazı kişiliğinde görülmektedir.
O, Tanrı’nın meleğine şöyle yanıt vermiştir: “Ben Rabb’in kuluyum, bana dediğin gibi olsun.” (Luka 1:38) Rabb’i taşıyanın göğe alınışını kutladığımız bugünlerde bilmeliyiz ki O, dua ve şefaatleriyle Rabb’in kilisesine hizmet etmeye devam etmektedir. O’nun kıymetli anısını hep birlikte kutlayalım. Bu yortu aynı zamanda imanda yenilenmek ve tazelenmek için güzel bir fırsattır, özellikle anneler için. Dua edelim ki Rabb’i taşıyan Maryam Ana’mız hepimizin yaşamlarında eşsiz bir örnek olarak yer alsın.
Amen.
Verapokhum Yortusu
Surp Guys Maryam’ı andığımız en büyük yortu O’nun göğe alınmasını kutladığımız Verapokhum yortusudur. Kilisemiz bu yortuyu 15 Ağustos tarihine en yakın Pazar günü kutlar. Bugünde aynı zamanda tarlaların verimli olması dileğiyle en asil meyve olarak kabul edilen üzüm de kutsanır.
Surp Guys Maryam kimdir? Bu sorunun yanıtı çok basittir, O Rabb’i içinde taşıyandır. Rabb O’nu sınırsız lütuflarıyla seçmiş ve bereketlemiştir. Surp Maryam bu şekilde Kutsal Ruh’tan gebe kalarak Dünya’yı kurtaracak olan Tanrı’nın oğlunu Dünya’ya getirmiştir. O,görev ve sorumluluklarına sıkıca bağlı, Tanrı korkusu ve sevgisi ile dolu Rabb’e itaat eden ve Tanrı’nın isteğini alçakgönüllülükle yerine getiren sadık planıdır.
Kilise bu yortuyla sadece Maryam Ana’nın kutsal anısını hatırlatmakla kalmaz, aynı zamanda O’nun örnek analığını da hatırlatır.
Kutsal Kilise Maryam Ana’ya armağan edilen tüm yortuları coşkuyla kutlamaya devam edecektir. O,tüm inananlar için sınırsız bir esin kaynağıdır. O,karanlık Dünya’mızın aydınlanmasını sağlayan, Rabb’in ışığını bizlere ulaştıran penceredir. Rabb’i taşıyan Maryam kutsal ve verimli bir toprak misali kendini tamamen açmış ve tüm insanlığı kurtaracak olan esenlik ve sevgi Prensi Hisus Krisdos’u Dünya’ya getirmiştir. Bu nedenle O,tüm zamanlar boyunca ve herkes tarafından övülmeye layıktır. Surp Guys Maryam’ın büyüklüğü O’nu alçakgönüllülüğümde ve mütevazı kişiliğinde görülmektedir.
O, Tanrı’nın meleğine şöyle yanıt vermiştir: “Ben Rabb’in kuluyum, bana dediğin gibi olsun.” (Luka 1:38) Rabb’i taşıyanın göğe alınışını kutladığımız bugünlerde bilmeliyiz ki O, dua ve şefaatleriyle Rabb’in kilisesine hizmet etmeye devam etmektedir. O’nun kıymetli anısını hep birlikte kutlayalım. Bu yortu aynı zamanda imanda yenilenmek ve tazelenmek için güzel bir fırsattır, özellikle anneler için. Dua edelim ki Rabb’i taşıyan Maryam Ana’mız hepimizin yaşamlarında eşsiz bir örnek olarak yer alsın.
Amen.
Etiketler:
SURP ASTVATSATSİN veya VERAPOKHUM YORTUSU
13 Ağustos 2010 Cuma
DOĞRU OLANI YAPMAK
İsa vaftiz olmak için Ürdün nehrine, Yahya’ya gelir. Yahya asıl kendisinin, İsa tarafından vaftiz edilmesi gerektiğini söyleyerek itiraz eder. Ama İsa, bunun böyle olması gerektiğini, doğru olanın yapılmasının önemine dikkat çekerek vaftiz olur. Doğru olanı yaptıktan sonra da gökten güçlü bir ses gelir.”Benim oğlum budur ben ondan hoşnudum” Mat.3:13-17
Bizde doğru olanı yaptığımızda yukarıdan, (biz duymasak da) aynı güçlü ve memnun ses gelir. “Bu benim evladımdır. Ben ondan hoşnudum”.
Bazen doğru olanı yapmak çok zor ve cesaret gerektirebilir. Baskılara, yalnız kalmaya, yanlış anlaşılmaya göğüs germek zorunda kalınabilir. Öğrendiklerimizle, bildiklerinizle ters düşüp, doğamızla çelişebilir. Bize yapmak istemediğimiz şeyleri dayatabilir.
Ancak doğru olan istenmeden veya zorlanarak yapılsa bile, bizi yarın ki pişmanlıklardan, utançtan, korkudan kurutarak, daha özgür daha doyumlu ve dürüst bir hayat yaşamamızı sağlar. Ve asıl önemlisi, Tanrı’nın beğenisini oluşturur.
Düşünün bir, sizin için kimi hoşnut etmek ve beğenisini kazanmak daha önemlidir. İnsanların mı? Yarın mutlaka unutulacak veya değişecektir. Tabii ki insanlar da dikkate alınmalıdır. Ama önceliği onları hoşnut etmeye verdiğimizde bu çok yorucu ve yıpratıcı olacaktır. İnsanlar, sizi bu gün alkışlarlar yarın arkanızdan küfür edebilirler. Çoğunlukla da yanılgı ve önyargıları vardır. Anlaşılmaz, değişken ve memnun edilmezdirler
Tanrı’nın hoşnutluğunu kazanmak mı daha önemlidir? Evet, “O” asla unutmaz, değişmez ve yanılmaz. O’nda bu gün doğru olan bin sene sonrada doğrudur. Yaptığımız en küçük jestler dikkate alınır, önemsenir.2.Kor: 5.10
Bu gün O’nun bu “senden hoşnudum” sesine önem vermek O’nun hoşnutluğunu aramak bizim için çok iyidir. Çok güzeldir. Çok yararlıdır.( Bunların önemini daha sonra anlayacağız)
“ En yücelerde Tanrı’ya yücelik olsun,
Yeryüzünde hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun” Luk:2,14
Bizde doğru olanı yaptığımızda yukarıdan, (biz duymasak da) aynı güçlü ve memnun ses gelir. “Bu benim evladımdır. Ben ondan hoşnudum”.
Bazen doğru olanı yapmak çok zor ve cesaret gerektirebilir. Baskılara, yalnız kalmaya, yanlış anlaşılmaya göğüs germek zorunda kalınabilir. Öğrendiklerimizle, bildiklerinizle ters düşüp, doğamızla çelişebilir. Bize yapmak istemediğimiz şeyleri dayatabilir.
Ancak doğru olan istenmeden veya zorlanarak yapılsa bile, bizi yarın ki pişmanlıklardan, utançtan, korkudan kurutarak, daha özgür daha doyumlu ve dürüst bir hayat yaşamamızı sağlar. Ve asıl önemlisi, Tanrı’nın beğenisini oluşturur.
Düşünün bir, sizin için kimi hoşnut etmek ve beğenisini kazanmak daha önemlidir. İnsanların mı? Yarın mutlaka unutulacak veya değişecektir. Tabii ki insanlar da dikkate alınmalıdır. Ama önceliği onları hoşnut etmeye verdiğimizde bu çok yorucu ve yıpratıcı olacaktır. İnsanlar, sizi bu gün alkışlarlar yarın arkanızdan küfür edebilirler. Çoğunlukla da yanılgı ve önyargıları vardır. Anlaşılmaz, değişken ve memnun edilmezdirler
Tanrı’nın hoşnutluğunu kazanmak mı daha önemlidir? Evet, “O” asla unutmaz, değişmez ve yanılmaz. O’nda bu gün doğru olan bin sene sonrada doğrudur. Yaptığımız en küçük jestler dikkate alınır, önemsenir.2.Kor: 5.10
Bu gün O’nun bu “senden hoşnudum” sesine önem vermek O’nun hoşnutluğunu aramak bizim için çok iyidir. Çok güzeldir. Çok yararlıdır.( Bunların önemini daha sonra anlayacağız)
“ En yücelerde Tanrı’ya yücelik olsun,
Yeryüzünde hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun” Luk:2,14
3 Nisan 2010 Cumartesi
SURP ZADİK
Kristos Haryav İ Merelotz
Orhniyal e Kristos’i Harutyunı
Mesih Ölülerden Dirildi.
Kutsaldır Mesih’in Dirilişi
Tüm kardeşlerimizin Surp Zadiğini (Diriliş Bayramı-Paskalya) kutlarız.
Bu günden itibaren kırk gün boyunca birbirimizi Kristos Haryav i Merelotz diyerek selamlayacak, bu selamın karşılığında da Orhniyal e Harutyunı Kristos’i diyeceğiz.
Çok eskilerden gelen bu selamlaşma, her daim Tanrı’mızı ve Hisus’un kutsal dirilişini anımsatır. Bu selamlaşma, bir gün bizim de öleceğimizi ama Hisus gibi dirileceğimizi, ölümün son olmadığını anlatır. Tanrı’nın insana olan sevgisine güvenmemizi sağlar.
Diriliş bayramının gerçekleştiği Nisan ayı simgesel mesajlarla doludur. Nisan ayında gerçekleşenler doğal olaylar, tıpkı İsa’nın ölümden dirilişine benzer. Efendimiz Hisus Kristos günahlarımızı bağışlatmak için çarmıha gerilerek öldüğünde, her şeyin bittiği sanılmış, ama O üç gün sonra ölümden zaferle dirilmiştir,
Nisan ayı, tüm canlıların dirildiği, değiştiği bir aydır. Bu ay ölü gibi olan doğa, baharın gelmesiyle canlanır değişir: İnanılmaz renklerle, kuşların cıvıltılarıyla donanır.
Hisus’un dirildiği bu günler, bizim için de değişimin gerekliliğini hatırlatır. Biz de Hisusla birlikte dirilebilir ve değişebiliriz. Bunun için hayatımızı gözden geçirmeli, yeni kararlar vermeli, yeni bir dua etmeliyiz...
Yenilenmek istiyorum. Değişmek istiyorum. şu anki beğenmediğim, günahkar hayatımdan kurtulmak, üzüntülü günlerime son vermek istiyorum. Çünkü Hisus benim için haçlandı, öldü ve dirildi.
O’nun dirilişi hayatımıza kutsama ve yenilenme getirsin
Yenikapı Kilisesi Kardeşlik Gurubu
Işığın Çocukları
Orhniyal e Kristos’i Harutyunı
Mesih Ölülerden Dirildi.
Kutsaldır Mesih’in Dirilişi
Tüm kardeşlerimizin Surp Zadiğini (Diriliş Bayramı-Paskalya) kutlarız.
Bu günden itibaren kırk gün boyunca birbirimizi Kristos Haryav i Merelotz diyerek selamlayacak, bu selamın karşılığında da Orhniyal e Harutyunı Kristos’i diyeceğiz.
Çok eskilerden gelen bu selamlaşma, her daim Tanrı’mızı ve Hisus’un kutsal dirilişini anımsatır. Bu selamlaşma, bir gün bizim de öleceğimizi ama Hisus gibi dirileceğimizi, ölümün son olmadığını anlatır. Tanrı’nın insana olan sevgisine güvenmemizi sağlar.
Diriliş bayramının gerçekleştiği Nisan ayı simgesel mesajlarla doludur. Nisan ayında gerçekleşenler doğal olaylar, tıpkı İsa’nın ölümden dirilişine benzer. Efendimiz Hisus Kristos günahlarımızı bağışlatmak için çarmıha gerilerek öldüğünde, her şeyin bittiği sanılmış, ama O üç gün sonra ölümden zaferle dirilmiştir,
Nisan ayı, tüm canlıların dirildiği, değiştiği bir aydır. Bu ay ölü gibi olan doğa, baharın gelmesiyle canlanır değişir: İnanılmaz renklerle, kuşların cıvıltılarıyla donanır.
Hisus’un dirildiği bu günler, bizim için de değişimin gerekliliğini hatırlatır. Biz de Hisusla birlikte dirilebilir ve değişebiliriz. Bunun için hayatımızı gözden geçirmeli, yeni kararlar vermeli, yeni bir dua etmeliyiz...
Yenilenmek istiyorum. Değişmek istiyorum. şu anki beğenmediğim, günahkar hayatımdan kurtulmak, üzüntülü günlerime son vermek istiyorum. Çünkü Hisus benim için haçlandı, öldü ve dirildi.
O’nun dirilişi hayatımıza kutsama ve yenilenme getirsin
Yenikapı Kilisesi Kardeşlik Gurubu
Işığın Çocukları
28 Mart 2010 Pazar
BALIK TUTAMAYAN ÖĞRENCİLER...
Bütün gece balık avından, elleri boş dönen öğrencilere İsa, tekrar denize açılmalarını ve ağlarını gösterdiği yere atmalarını ister. Unutmamalıyız ki bu adamlar uzun yıllardır balıkçı olup, ne zaman ve nerede balık olacağını gayet iyi bilmektedirler. Ama yine de Simun Petrus,
gönülsüz de olsa, İsa’yı kırmamak için “bütün gece bir şey yakalayamadık ama senin sözün üzerine yine ağları atacağım” der. Bunu yapınca öyle çok balık yakalarlar ki neredeyse ağları yırtılır. Bu durumu gören Petrus ve öğrenciler şaşkınlık ve korkuyla İsa’nın dizlerine kapanırlar. Luk, 5:1-11
Günlük hayatımızda bazen bize de, İsa’nın öğretileri ve yapmamızı buyurduğu şeyler, tuhaf ve anlaşılmaz görünebilir. Bu gayet normaldir. Çünkü İsa’nın öğretileri, Tanrısal bilgelikten, kadim yıllardan ve göklerin krallığından gelmektedir. Her şeye rağmen, İsa’nın dediklerini yaşamımıza uyguladığımızda, yukarıdaki örnekte olduğu gibi bundan kazançlı çıkan biz oluruz. Çünkü O’nun sözleri, uygulandığında kişiye esenlik, barış ve bereket getirir.
Cesaretle efendimiz Hisus Kristos’un sözlerini yaşantımızda uygulayabiliriz. Deneyimlerimiz ve sayısız tarihi örnek, bize bu sözleri uygulamamız gerektiğini kanıtlar. İsa’nın sözleri, mutluluğumuz ve kurtuluşumuz için mecburidir. O’nun sözlerini duyup uygulayanlar akıllı, uygulamayanlar ise evini kum üzerine kuran budala adam gibidir. Mat:7,26
gönülsüz de olsa, İsa’yı kırmamak için “bütün gece bir şey yakalayamadık ama senin sözün üzerine yine ağları atacağım” der. Bunu yapınca öyle çok balık yakalarlar ki neredeyse ağları yırtılır. Bu durumu gören Petrus ve öğrenciler şaşkınlık ve korkuyla İsa’nın dizlerine kapanırlar. Luk, 5:1-11
Günlük hayatımızda bazen bize de, İsa’nın öğretileri ve yapmamızı buyurduğu şeyler, tuhaf ve anlaşılmaz görünebilir. Bu gayet normaldir. Çünkü İsa’nın öğretileri, Tanrısal bilgelikten, kadim yıllardan ve göklerin krallığından gelmektedir. Her şeye rağmen, İsa’nın dediklerini yaşamımıza uyguladığımızda, yukarıdaki örnekte olduğu gibi bundan kazançlı çıkan biz oluruz. Çünkü O’nun sözleri, uygulandığında kişiye esenlik, barış ve bereket getirir.
Cesaretle efendimiz Hisus Kristos’un sözlerini yaşantımızda uygulayabiliriz. Deneyimlerimiz ve sayısız tarihi örnek, bize bu sözleri uygulamamız gerektiğini kanıtlar. İsa’nın sözleri, mutluluğumuz ve kurtuluşumuz için mecburidir. O’nun sözlerini duyup uygulayanlar akıllı, uygulamayanlar ise evini kum üzerine kuran budala adam gibidir. Mat:7,26
Etiketler:
IŞIĞIN Çocukları BALIK TUTAMAYAN ÖĞRENCİLER
21 Mart 2010 Pazar
KÜÇÜK BİR SIR...
Bir teoloji öğrencisi, mezun olmasına yakın, insan yaşamında mutluluk için elzem olan şeylerin listesini çıkarır. Gururla, hocasına listeyi götürür. Hoca listeyi okur, sağlık, para, dostlar, eğitim, çevre, aile diyerek sıralamayı beğendiğini belirtir. Ardından, cebinden çıkardığı kurşun kalemle, listenin üzerine bir çarpı işareti çizer. Ve öğrencisine: asıl önemli olan bir sırrı unutmuşsun der. Sonra listenin altına büyük harflerle kalp huzuru yazar. Eğer kalp huzuru yoksa yazdıklarının iç bir değeri olmaz. Bu sırrı da Tanrı, sevdiği kullarına özenle saklar, der.
Küçük gibi görünen bu sır, derin ve büyük bir gerçeği içerir. Sahip olduklarımız mutluluğumuzun garantisi değildir. Kalp huzuru yoksa sahip oluklarımızla yinede mutsuz, huzursuz ve tatminsiz olabiliriz.
Bu gerçek, 301 yılında Ermenileri Hrisyanlaştırmak için Ermenistan’a gelen Krikor Lusavoriç ile dönemin kralı Dırtad’ın hayatlarında görülür. Krikor Lusavoriç on üç sene kör bir kuyuya, Kral Dırtad tarafından ölmesi için hapsedilir. On üç senenin sonunda, zenginlik, refah ve güç içindeki kral çıldırır. Kendini hayvan gibi hissetmeye başlar. Öldüğü sanılan Krikor ise, kralı iyileştirmesi için kuyudan çıkarılır. Krikor’un bedeni kuyuda ki gazlardan ve koşulardan kararmış, ama akıl ve ruh sağlığı güçlenmiş olarak çıkar.
Kalp huzuru, yokluğunda kişiyi sarayda olsa bile çıldırtır. Ona sahip olanı ise, yaşanılamaz koşularda olsa bile, bir milletin kurtarıcısına dönüştürür. Bütün fark öğrencinin unuttuğu, Tanrı’dan gelen o küçük sırda gizlidir.
Küçük gibi görünen bu sır, derin ve büyük bir gerçeği içerir. Sahip olduklarımız mutluluğumuzun garantisi değildir. Kalp huzuru yoksa sahip oluklarımızla yinede mutsuz, huzursuz ve tatminsiz olabiliriz.
Bu gerçek, 301 yılında Ermenileri Hrisyanlaştırmak için Ermenistan’a gelen Krikor Lusavoriç ile dönemin kralı Dırtad’ın hayatlarında görülür. Krikor Lusavoriç on üç sene kör bir kuyuya, Kral Dırtad tarafından ölmesi için hapsedilir. On üç senenin sonunda, zenginlik, refah ve güç içindeki kral çıldırır. Kendini hayvan gibi hissetmeye başlar. Öldüğü sanılan Krikor ise, kralı iyileştirmesi için kuyudan çıkarılır. Krikor’un bedeni kuyuda ki gazlardan ve koşulardan kararmış, ama akıl ve ruh sağlığı güçlenmiş olarak çıkar.
Kalp huzuru, yokluğunda kişiyi sarayda olsa bile çıldırtır. Ona sahip olanı ise, yaşanılamaz koşularda olsa bile, bir milletin kurtarıcısına dönüştürür. Bütün fark öğrencinin unuttuğu, Tanrı’dan gelen o küçük sırda gizlidir.
14 Mart 2010 Pazar
KISKANÇLIK
Çitlere çevrili bir otlakta dokuz besili ve bir cılız inek varmış. İneklerin sahibi, ineklerin aynı çimleri yemelerine rağmen, bu bir inek neden cılız kalıyor diye çok merak edermiş. Bir gün sebebini öğrenmek için, inekleri gözetlemeye başlamış. Meğer bu zayıf inek, diğer arkadaşları çimleri iştahla yerken, o başını çitlerden dışarı çıkarır, karşı çitlere hayran, hayran bakar oradaki çimleri yemeği hayal ederek hiçbir şey yemeden akşam edermiş.
Bazı insanlar da tam böyledir sahip olduklarıyla mutlu olmak varken, başkalarını kıskanarak, hayatlarına özenerek yaşamı kaçırırlar. Ellerindekilere ulaşmak için onca çaba sarf eder, ulaşınca da onun değerini bilemez olurlar. Bu ciddi bir hastalık, kötü bir huydur. Oysa şu an sahip olduklarıyla mutlu olmayı bilmeyen, istedikleri gerçekleştiğinde de mutlu olmayacaktır. İncil bize “ Aza sadık olmayana daha çoğu emanet edilmeyecektir” der. Yani ellerindekilere şükretmeyi bilmiyorsan, daha çoğu sana verilmiyor.
Başkalarını kıskanmak, kişiyi, hastalıklı zayıf karakterli birine dönüştürür. Elbette daha iyiye gitmek için çaba sarf etmeli ve gerekli mücadeleyi vermeliyiz. Ama bunlar, başkalarına hasetten veya üstün olmaya çalışmaktan kaynaklanmamalıdır. Bilinmelidir ki, olumsuz duygular, kişiyi geliştirmek yerine, bencileştirmekte, açgözlülük, korku ve kaygımızı büyütmektedir. “Çünkü nerede kıskançlık varsa, orada karışıklık ve her türlü kötülük vardır”.Yak:3,16
Bazı insanlar da tam böyledir sahip olduklarıyla mutlu olmak varken, başkalarını kıskanarak, hayatlarına özenerek yaşamı kaçırırlar. Ellerindekilere ulaşmak için onca çaba sarf eder, ulaşınca da onun değerini bilemez olurlar. Bu ciddi bir hastalık, kötü bir huydur. Oysa şu an sahip olduklarıyla mutlu olmayı bilmeyen, istedikleri gerçekleştiğinde de mutlu olmayacaktır. İncil bize “ Aza sadık olmayana daha çoğu emanet edilmeyecektir” der. Yani ellerindekilere şükretmeyi bilmiyorsan, daha çoğu sana verilmiyor.
Başkalarını kıskanmak, kişiyi, hastalıklı zayıf karakterli birine dönüştürür. Elbette daha iyiye gitmek için çaba sarf etmeli ve gerekli mücadeleyi vermeliyiz. Ama bunlar, başkalarına hasetten veya üstün olmaya çalışmaktan kaynaklanmamalıdır. Bilinmelidir ki, olumsuz duygular, kişiyi geliştirmek yerine, bencileştirmekte, açgözlülük, korku ve kaygımızı büyütmektedir. “Çünkü nerede kıskançlık varsa, orada karışıklık ve her türlü kötülük vardır”.Yak:3,16
7 Mart 2010 Pazar
ÖNYARGI VE OLUMSUZ DÜŞÜNCELER....
Albert Einstein insanlardaki ön yargıları parçalamanın Atomu parçalamaktan daha zor olduğunu söylemiş. Gerçekten de önyargılar, yanlışlara neden olan, hayatı zorlaştıran, hatalı düşünme biçimleridir. Kişi bir kez böyle düşünmeye başladığında, yapabileceklerini yapamaz, olabilecek iyi şeylere de engel olur. Bu nedenle pek çok ilişki bozulur pek çok yetenekli insan gereksiz korkularla kendine ve çevresine işkence eder. Bu, bir çeşit kötü peygamberliktir. Kişi önyargı ve olumsuz düşünme gözlüğünden bakarak şöyle düşünmeye başlar.
Ondan adam olmaz. O asla düzelmez. O Beni sevmez. Ben bu işi yapamam. Tanrı beni duymaz. Dua etsem de benimle ilgilenmez. Ben değersizim. Ben Başarsızım. Ben mutsuzum.
Her şey kötüye gidecek vs. İşin acı yanı ise, böyle düşünerek bunlara derinden inanır. Bu andan itibaren, olumsuz düşüncelerin etkisinde yaşar ve düşünür. Şeytan da bu negatif düşünceleri kullanmaya ve yönetmeye bayılır. İnsanları bu düşüncelerle bağlar, her geçen gün daha da kötülerini ekleyerek, yaşamları zindan eder. Bu nedenle mümkünse, olumsuz düşünme ve önyargılar yerine, yüreklendirici bir dil ve düşünme biçimi kullanılmalıdır.
Örneğin, Tanrı beni seviyor, benimle ilgileniyor, beni duyuyor gibi( İncil’in öğretisi kesinlikle budur). Kendimiz ve başkalarına da her zaman yeni bir şans tanımalı, kendimizi ve çevremizi de yapabilecekleri konusunda yüreklendirmeliyiz. Yarın her şey daha iyi olacak. Tanrıyla başarabilirim. Başarabilirsin. Niçin kötü olsun ki. Niçin daha iyi olamayayım ki vs.
Eğer iyi ve yapıcı bir dil kullanamıyorsak, hiç olmazsa önyargılı ve olumsuz konuşmamalı, düşünmemeliyiz. Yoksa bunlar bizi çöküntüye, başarısızlığa ve yalnızlığa, mahkûm edecektir.
Tanrı da hep bir ikici şanslar vardır. Kendimize ve başkalarına ikinci bir şans verilmelidir.
Ondan adam olmaz. O asla düzelmez. O Beni sevmez. Ben bu işi yapamam. Tanrı beni duymaz. Dua etsem de benimle ilgilenmez. Ben değersizim. Ben Başarsızım. Ben mutsuzum.
Her şey kötüye gidecek vs. İşin acı yanı ise, böyle düşünerek bunlara derinden inanır. Bu andan itibaren, olumsuz düşüncelerin etkisinde yaşar ve düşünür. Şeytan da bu negatif düşünceleri kullanmaya ve yönetmeye bayılır. İnsanları bu düşüncelerle bağlar, her geçen gün daha da kötülerini ekleyerek, yaşamları zindan eder. Bu nedenle mümkünse, olumsuz düşünme ve önyargılar yerine, yüreklendirici bir dil ve düşünme biçimi kullanılmalıdır.
Örneğin, Tanrı beni seviyor, benimle ilgileniyor, beni duyuyor gibi( İncil’in öğretisi kesinlikle budur). Kendimiz ve başkalarına da her zaman yeni bir şans tanımalı, kendimizi ve çevremizi de yapabilecekleri konusunda yüreklendirmeliyiz. Yarın her şey daha iyi olacak. Tanrıyla başarabilirim. Başarabilirsin. Niçin kötü olsun ki. Niçin daha iyi olamayayım ki vs.
Eğer iyi ve yapıcı bir dil kullanamıyorsak, hiç olmazsa önyargılı ve olumsuz konuşmamalı, düşünmemeliyiz. Yoksa bunlar bizi çöküntüye, başarısızlığa ve yalnızlığa, mahkûm edecektir.
Tanrı da hep bir ikici şanslar vardır. Kendimize ve başkalarına ikinci bir şans verilmelidir.
28 Şubat 2010 Pazar
BUMERANG
Avustralya yerlileri Aborjin’lerin, eski Avrupa ve Mısır’lıların avlanmak ve spor yapmak için kullandıkları aletin ( silah ) adıdır Bumerang. Geniş açılı bir V işaretini andıran,
Okaliptüs ve Akasya gibi sert ağaçlardan yapılan bir silahtır. Bumerangın en önemi özelliğini
Havaya atıldığında, havada geniş bir kavis çizerek, atan kişiye geri gelmesinden alır. Yani kişi bumerangı atar, bumerang tekrar geriye, atan kişiye döner.
Yaşamda Bumerang gibidir. Bazı istisnalar dışında, hepimiz ektiklerimizi biçeriz. Ne verirsek hayata, o geri döner bize. Bu gerçeği bilmeyen pek çok kişi şaşkınlıkla sorar. “Niçin bütün bunlar benim başım geliyor? Bana bu yapılır mı? Oysa basit temel kuralları vardır hayatın:
Almak istiyorsanız vermeniz gerekir.
Sevilmek istiyorsanız, sevmeniz gerekir.
Saygı görmek istiyorsanız, saygı göstermeniz gerekir.
Eleştirilmek istemiyorsanız, eleştirmemeniz gerekir.
Bağışlanmak istiyorsanız bağışlamanız gerekir. Mat:6,12
Kısaca size nasıl davranılmasını istiyorsanız öyle davranmanız gerekir. Luk:6,31
Çünkü yaşam bumerang gibidir. Neyi verirseniz, o size geri gelir. İşte böyledir hayat, sevgili kardeşim. .Hayretle yılar sonra “niçin” diye soru sorma. Bunun yerine şimdiden, yaşama, kendine ve çevrene iyi, güzel, faydalı şeyler yapmaya ve katmaya bak.
Okaliptüs ve Akasya gibi sert ağaçlardan yapılan bir silahtır. Bumerangın en önemi özelliğini
Havaya atıldığında, havada geniş bir kavis çizerek, atan kişiye geri gelmesinden alır. Yani kişi bumerangı atar, bumerang tekrar geriye, atan kişiye döner.
Yaşamda Bumerang gibidir. Bazı istisnalar dışında, hepimiz ektiklerimizi biçeriz. Ne verirsek hayata, o geri döner bize. Bu gerçeği bilmeyen pek çok kişi şaşkınlıkla sorar. “Niçin bütün bunlar benim başım geliyor? Bana bu yapılır mı? Oysa basit temel kuralları vardır hayatın:
Almak istiyorsanız vermeniz gerekir.
Sevilmek istiyorsanız, sevmeniz gerekir.
Saygı görmek istiyorsanız, saygı göstermeniz gerekir.
Eleştirilmek istemiyorsanız, eleştirmemeniz gerekir.
Bağışlanmak istiyorsanız bağışlamanız gerekir. Mat:6,12
Kısaca size nasıl davranılmasını istiyorsanız öyle davranmanız gerekir. Luk:6,31
Çünkü yaşam bumerang gibidir. Neyi verirseniz, o size geri gelir. İşte böyledir hayat, sevgili kardeşim. .Hayretle yılar sonra “niçin” diye soru sorma. Bunun yerine şimdiden, yaşama, kendine ve çevrene iyi, güzel, faydalı şeyler yapmaya ve katmaya bak.
21 Şubat 2010 Pazar
Sıkını gününde seslen bana seni kurtarayım, Sende beni yüceltirsin: Mezmur:50,15
Uluslar arası yardım isteme çağrısının işareti S-O-S’tir. Bu harflerin ve seslerin bir anlamı olmamakla beraber, bu harflerle mesaj gönderildiğinde veya bu sesler duyulduğunda “es-o-es” mesajını alanlar bilirler ki, mesajı gönderenlerin yardıma ihtiyacı vardır ve zor durumdadırlar. 1908 yılında kabul edilen bu harfler, Mors alfabesi kodunda S harfi (…) üç nokta ile, O harfi ise (---) üç çizgi ile yazıldığı ve kolay olduğu için seçilmiştir. Filmlerde düşen uçaklardan veya fırtınaya yakalanan gemilerin telsizlerinden hep bu mesajı duyarız: S-O-S.
Aynı şekilde, hayatın bunalımlı, fırtınalı ve acılı zamanlarında da bizim gönderip yardım alacağımız bir S O S vardır. Bu da Tanrımız ve Rab’bimiz İsa Mesih’in adıdır. Yerimizin ve durumumuzun önemi yoktur. Biz adını andığımızda mutlaka duyulacak ve uygun zamanda gerekli yardım ve destek gönderilecektir. Çünkü O, gece ve gündüz bizim yanımızda olacağına söz vermiştir.
Sevgili kardeşim, sıkıntılı ve bunalımlı zamanlarında (aslında her zaman), hayat canına tak edip yaşamak tatsız zor ve anlamsız geldiğinde, gecikmeden bu ismi hatırla. Bu ismi an. Bu isme sığın. Ve hemen S O S çağrısı gönder. Hiç şüpheye düşme, Tanrı’mız yanında olacaktır.
Aynı şekilde, hayatın bunalımlı, fırtınalı ve acılı zamanlarında da bizim gönderip yardım alacağımız bir S O S vardır. Bu da Tanrımız ve Rab’bimiz İsa Mesih’in adıdır. Yerimizin ve durumumuzun önemi yoktur. Biz adını andığımızda mutlaka duyulacak ve uygun zamanda gerekli yardım ve destek gönderilecektir. Çünkü O, gece ve gündüz bizim yanımızda olacağına söz vermiştir.
Sevgili kardeşim, sıkıntılı ve bunalımlı zamanlarında (aslında her zaman), hayat canına tak edip yaşamak tatsız zor ve anlamsız geldiğinde, gecikmeden bu ismi hatırla. Bu ismi an. Bu isme sığın. Ve hemen S O S çağrısı gönder. Hiç şüpheye düşme, Tanrı’mız yanında olacaktır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

